Limon Çiçekleriiii :)

<< < (27/66) > >>

penelope:

125.

Akşam saatlerinde ard arda inen uçaklar nedeniyle Adana Şakirpaşa Havaalanı’nında her zaman olduğu gibi gürültülü bir keşmekeş hüküm sürmekteydi.. Karşılamaya geldikleri yakınlarını almak için kaldırıma yanaşarak tek şeritlik yolu kapatan arabalar, çılgınca kornaya basarak bir an önce hareket etmeleri için onları uyaran arkadaki diğer arabalar, terminal binasının önünde bekleme yapılmasına izin vermeyen polislerin devamlı çaldıkları düdük sesleri, uçaktan inen yolcuları almak için yarışan taksi şoförlerinin bağırışları, kalkmaya veya inmeye hazırlanan uçakların anonsları… hepsi birbirine karışmış, araba farlarının sarı ışıkları arasında herkes kendi telaşına kapılmıştı.. Bütün bu hengamenin arasında 31 plakalı siyah bir BMW jeep çıkışa yakın bir yerde dörtlülerini yakarak sağa çekmiş bekliyordu.. direksiyondaki genç kadın arabada yalnızdı.. dalgın dalgın boynundaki kolyesiyle oynarken bir yandan da terminal binasını görmeye çalışıyordu.. birini beklediği belliydi.. diğer elindeki cep telefonu ise sürekli kulağındaydı.. yüzünde ise endişeli bir ifade vardı..

Endişeliydi çünkü Batu’nun uçağı hala inmemişti.. kapalı olduğunu bildiği halde delirmiş gibi arka arkaya Batu’nun numarasını çevirmesi bu yüzdendi.. olur da inmişse telefonunu hemen açmıştır diye… ama nerde.. hep kapalıydı Batu’nun telefonu.. uçak bu kadar uzun süre rötar yapmış olabilir miydi acaba? Ama uçağa binmeden önce konuştuklarında rötar olmadığını söylemişti Batu..? gerçi belki de bindikten sonra uçağın içinde beklemek zorunda kalmıştı? Her ne olmuşsa olsun artık bir an önce gelse iyi olacaktı.. Batu on gün kadar önce babasıyla beraber iş için İstanbul’a gittiğinden beri onu görmüyordu ve artık daha fazla bekleyecek sabrı kalmamıştı!

Sabırsızlığı giderek artınca moturu kapatarak kapıyı açıp yere atladı Lale.. Mart ayının gelişiyle beraber Adana sokaklarını saran portokal çiçeği kokusu burada da mevcuttu.. Aklına limon çiçeklerinin kokusu gelince ise özlemle gülümsedi.. Terminal binasına doğru bakındı yine.. sürekli birileri çıkıyordu gelen yolcu kapısından ama… bu gelenler arasında Batu da var mıydı bilmiyordu.. aradığında Batu’nun telefonu halen kapalı çıkıyordu.. sonunda arabayı burada bırakıp giderse büyük ihtimalle ceza yiyeceğini bilse de zerre kadar umursamayarak terminal binasına doğru yürümeye başlamıştı ki elinde sımsıkı tuttuğu telefonu birdenbire çalmaya başlayınca irkildi.. ve aynı anda kalbi heyecandan deli gibi atmaya başladı.. telefonu telaşla kulağına götürdü..
Lale: Canımm.. geldin mi aşkım?
derken kuşlar cıvıldıyordu sanki sesinde.. ama karşıdan gelen sesle beraber o kuş cıvıltıları da içindeki heyecan da havası kaçmış balon gibi sönüp gitti..
Tina: Alo Lale?? Benim, Tina..
diyen sesi duyduğu anda çok büyük bir çam devirdiğini anlayarak endişeyle dudaklarını ısırdı.. Arayan abisinin eşi Melisa’nın Mersin’de yaşayan kız kardeşi Tina’ydı.. Lale Mersin’de çalışmaya, dolayısıyla yaşamaya, başladığından beri, yani yaklaşık bir sekiz aydır Tina’yla görüşmeleri bir elin parmaklarını geçmemişti.. zaten görüştükleri bu nadir anların çoğu Leon ve Melisa çocuklarla beraber Lale’yi ziyarete geldiğinde vuku bulmuştu.. ailesinin haftasonları mutlaka Tina’yı aramasına dair verdiği telkinlere, hatta ve hatta babası Lemi Bey’in her cumartesi sabahı arayıp “Bugün Tina’yla görüşecek misiniz kızım?” diye sormasına rağmen Tina’yla kendiliğinden yalnızca iki-üç kez falan buluşmuştu Lale.. Tina’yla görüşmek istemiyordu, istese de buna vakti yoktu çünkü her anını Batu’yla geçiriyordu..

Ramazan Bayramı’nın üstünden altı ay geçmiş, bu altı ay boyunca Lale ve Batu buldukları her anı beraber geçirmeye devam etmişlerdi.. Batu her gece Lale’deydi.. daha doğrusu Lale’nin kalabalık aile fertlerinden birinin sözüm ona Lale’yi Mersin’de yalnız bırakmamak adına ama aslında kontrol amaçlı gerçekleştirdikleri muntazam ziyaretler haricinde her gece Lale’deydi.. Lale’nin yatağında, Lale’nin kollarında, Lale’nin içindeydi.. ve Lale’nin bundan hiç ama hiç şikayeti yoktu.. aksine ailesinin yaptığı ziyaretler yüzünden Batu’dan ayrı kalmak çok zoruna gidiyordu.. buna bir de Lemi Bey’in kafasına estiği gibi haftasonları Lale’yi İskenderun’a çağırması eklenince ayrı kalmaları kaçınılmaz oluyordu.. Ramazan Bayramı’ndan sonra Kurban Bayramı’nda da aynı şey olmuş, tatili yine ayrı geçirmek zorunda kalmışlardı.. Noel’de ise Lale yine İskenderun’a gitmiş, bir hafta sonraki yılbaşı içinse bütün ailesi cümbür cemaat Mersin’e gelince yılbaşı gecesini de birbirlerinden ayrı geçirmişlerdi.. bu mecburi ayrılıklara, başta kıskançlık olmak üzerep pek çok sebepten ötürü sık sık birbirlerine girmeleri ve küs kalmaları da eklenince bazen beraber yaşıyor olduklarına bir türlü inanamıyordu Lale.. tabii o küslükler hep ikisinden birinin diğerini baştan çıkararak gönlünü almasıyla sonuçlandığında ise fikri hemen değişiyordu!

Bu tür ufak tefek ayrılıklar Batu’nun devamlı surat asıp homurdanmasına yol açıyordu, dolayısıyla da ailesi tarafından yeni bir emrivakiye maruz bırakılmadıkça Lale’den uzak kalma fikrinden hiç hoşlanmıyordu.. işte bu yüzden Lale’nin Tina’yla görüşecek fırsatı olmamıştı hiç.. tamam, “ama babam çağırıyor, gitmem lazım..” dediği zaman ne kadar kapris yapsa da eninde sonunda anlayış gösteriyordu Batu.. ama “Melisa’nın kardeşi Mersin’de yaşıyor, arada bir onunla buluşmam lazım..” dediğinde hiç kulak asmıyordu! Açıkçası Lale de Tina’ya bayılmıyordu, sırf babası dırdır yapmasın diye bir-iki kez görüşmüştü onunla.. ama aslında Tina’dan hiç hoşlanmıyordu.. Melisa’nın kardeşi olmasına rağmen onunla taban tabana zıttı Tina.. Melisa’dan yalnızca iki yaş küçüktü, Lale’den de beş yaş büyük.. Hilda Hanım ve Suzan Hanım’ın günümüze uyarlanmış genç versiyonuydu.. Kendi isteğiyle çocukluğundan beri tanıdığı Mersinli Hristiyan bir gençle evlenmiş ve buraya yerleşmişti.. çünkü ona göre doğru olan buydu.. hayat arkadaşı olarak herkes ‘kendinden’ olan birini seçmeliydi.. bu yüzden ablasının İskenderun’un saygın Hristiyan ailelerinden birinin oğlu Leon’la yaptığı evliliği de sonuna kadar desteklemişti.. ve şimdi de sıranın Lale’de olduğuna inanıyor, Lale’den yaşça büyük olduğu için o şu anda ailesinden uzakta Mersin’de tek başına yaşarken onu doğru yola yönlendirenin kendisi olması gerektiğine inanıyordu.. Kendi kendine böyle bir misyon edinmişti ve Lale bundan hiç hoşnut değildi.. tabii bu misyonu Tina kendiliğinden edinmiş olamazdı, bu düşünceler mutlaka ‘birileri’ tarafından kulağına küpe edilmiş olmalıydı ve Lale bu fena halde bu ‘birilerinin’ anneannesi Hilda Hanım olduğundan şüpheleniyordu! Sadece Batu yüzünden değil, kendi istemediği için görüşmüyordu Tina’yla.. zaten Batu Tina’nın ne yapmaya çalıştığını bilse çıldırır, ortalığı ayağa kaldırır, ne yapar eder onunla bir daha görüşmesini engellerdi ama neyse ki öyle bir şeye gerek kalmıyordu.. Lale zaten kendiliğinden görüşmüyordu onunla.. telefonlarına mümkün olduğu kadar çıkmamaya çalışıyordu.. ayda yılda bir arıyordu, o da ayıp olmasın diye mazaret bildirmek için.. ama arada bir böyle yakalandığı oluyordu işte.. bu da o anlardan biriydi..
Lale: Aa Tina merhaba nasılsın?
derken telefonu Batu zannederek cevapladığında onun ismini söylemediği için içinden şükrediyordu..
Tina: Ben iyiyim de.. sen başkası arıyor sandın galiba??
dedi sesindeki onaylamayan yargılayıcı tınıyla..
Lale: Yaa evet öyle oldu..
deyip sustu.. Tina’ya hesap verecek değildi! Ama Tina da işin ucunu kolay bırakacak değildi.. Hilda Hanım’ın öğrencisi olduğunu kanıtlar bir şekilde
Tina: Hatta yanlış hatırlamıyorsam “aşkım” diyerek açtın telefonu.. hayırdır Lale neler oluyor.. hiç anlatmıyorsun!
diyerek üstüne gitti konunun.. aklınca “hiç anlatmıyorsun” diye sitem ederek ağzından laf almaya çalışacaktı ama o Hilda Hanım’ın birkaç aylık öğrencisiyse, Lale de onun kaç yıllık torunuydu! Bu tür taktikleri herkesten önce fark edebiliyordu..
Lale: Aşk olsun ama Tina.. olsa anlatmaz mıyım?
dedi hiç bozuntuya vermeden..
Tina: E ama..?
diyecek oldu..
Lale: Derya beni görmeye gelecekti de İskenderun’dan.. onun aramasını bekliyordum, birden telefon çalınca o sandım..
Tina: “Aşkım” dediğin Derya mıydı yani?
Lale: Evet.. başka kim olacaktı ki yani ilahi Tina.. biliyorsun hayatımda kimsenin olmadığını!
derken bir yandan da bazen ne kadar rahat yalan söyleyebildiğini düşünerek kendine şaşırıyordu..
Tina: Siz Derya’yla birbirinize “aşkım” diye mi hitap ediyorsunuz?
dedi alaycı bir ses tonuyla..
Lale: Yalnızca Derya’yla değil, Melis’le de.. hatta evlendiğinden beri Melis'in eşi karıştırıyor hangimize “aşkım” dediğini..
dedi büyük bir rahatlıkla.. ama aslında içten içe paniklemişti.. yine de durumu iyi idare ettiğini düşünüyordu..
Tina: Hmm anladım..
dese de hala şüpheci bir tonlama vardı sesinde ama konunun daha fazla üstünde durmadı..
Tina: Ne yapıyorsun sen neredesin? Artık bir ara görüşelim diyecektim.. en son bir buçuk ay önce Hilda Teyze geldiğinden beri görüşemedik yine!!
dedi sitemkar bir sesle..
Lale: Hadi ya o kadar oldu mu?
dedi bunu onun kadar önemsemediğini belli eder bir şekilde..
Tina: Oldu tabii ya.. güya aynı şehirde yaşıyoruz ama Hilda Teyze olmasa hiç görüşemeyeceğiz!
Lale: Yaa evet.. gerçekten ayıp ediyoruz!!
Tina: Dün Melisa’yla konuştum.. haftaya belki buraya geleceklermiş..
Lale: Aa öyle mi??
dedi sevinçle..
Lale: Çok iyi olur..! Çocukları çok özledim..
Tina: Ben de..
diyerek Lale’yi bir kez daha sinir etti Tina.. Lale’ye kalsa yeğenlerini onun gibi ön yargılı biriyle görüştürmek istemezdi ama sonuçta diyebileceği bir şey yoktu.. kendisi ne kadar onların halasıysa, o da teyzeleriydi..
Tina: Onlar gelince nasılsa görüşürüz aslında.. ama ben ondan önce de bir buluşalım diyorum.. ne dersin?
Lale kıvıracak bir yalan düştü.. uyduracak bir mazaret.. onu başından savmasını sağlayacak bir bahane.. ama aklına bir şey gelmiyordu..
Lale: Şey aslında ben bu aralar biraz yoğun….
diyordu ki Tina’dan gelen beklenmedik hamleyle cümlesi yarıda kaldı..
Tina: Yarın sabah sana kahveye geleyim mi, müsait misin?
Lale bir an ne diyeceğini bilemeden bocaladı..
Lale: Ya şey.. biliyorsun ben sabah işe gidiyorum ama..
Tina: Kahvaltıya gelirim o zaman ben de! Seninle konuşacaklarım var..
deyince Lale’nin iyice canı sıkıldı.. Tina’nın ‘konuşacaklarının’ ne hakkında olduğunu az çok tahmin edebiliyordu..
Lale: Yani gel tabii ama.. ben işe gideceğim için fazla oturamayız.. böyle sıkıştıracağımıza daha rahat bir zamanda buluşsak.. olmaz mı?
Tina: Lalecim inan ben de böyle emrivaki yapmaktan hoşlanmıyorum ama Paskalya’dan önce seninle konuşmam gerekiyor..
Lale: Neden??
dedi merakını gizleyemeyerek..
Tina: Konuştuğumuzda anlayacaksın nedenini.. yarın sabah geliyorum o zaman?
Lale: Ya ama…
O sırada arkadan kapı zili duyuldu..
Tina: Kapatmam lazım Lalecim, kayınvalidemler yemeğe gelecekti hatta geldiler sanırım! Yarın görüşürüz.. gelirken ararım!
diyerek istediğini başarmanın verdiği neşeyle telefonu kapatırken Lale resmen şok geçirmekteydi..
Lale: İnanmıyorum ya.. ne yüzsüz kadın!
diye kendi kendine söylenirken birden beline sarılan kollarla, aklındaki her şeyle beraber Tina’yı da yüzsüzlüğünü de unutuverdi..
Lale: Batu!!
diye soluyarak tuttuğu nefesi bırakıp belindeki elleri kavradı ve sırtını göğsüne yasladı..

Batu hiçbir şey söylemeden eğilip saçlarnın arasına gömdü yüzünü.. bir saniye sonra ise dudakları boynunda geziniyordu.. belini çepeçevre sarmalayan kollarının baskısını biraz daha arttırarak Lale’yi tamamen kendi bedenine doğru yaslayınca Lale’nin dudaklarından özlem dolu küçük bir inilti koptu..
Lale: Çok özledim seni..
diyerek yavaşça kollarının arasında Batu’ya doğru döndü.. ellerini yanaklarının üzerine koydu..
Lale: Bu kadar uzun gitmek zorunda mıydın!?
Batu: Ben telefonda babama “gitmek istemiyorum” derken arkadan “on günden bir şey olmaz, göz açıp kapayana kadar geçer” diye fısır fısır akıl veriyordun bana ama!
derken üstündeki ince treçkotun üzerinden belini okşuyordu parmaklarının tutkulu dokunuşlarıyla..
Lale: Baban işi ihmal ettiğin için kızmasın diye öyle demiştim ben.. bir daha bu kadar uzun gitmek yok.. gidemezsin!
Batu: Ben zaten gitmem de…
diyerek ellerini tutup açarak avuçlarının içini öptü..
Batu: Artık sen de gitmeyeceksin!
Lale: Ben hiç bu kadar uzun gitmedim ki..! En fazla dört-beş gün gidip geldim..
Batu: Bir de çok kısa bir süreymiş gibi böyle demiyor musun..! O kadar da gitmeyeceksin artık!
derken omuzlarından dalga dalga aşağı dökülen saçlarını toplayarak arkaya doğru itip boynunu açtı..
Batu: Lale.. özledim.. çok özledim..
diye sayıklar gibi konuşurken boynunun pürüzsüz beyazlığını okşuyordu..
Batu: Niye inat ettin.. niye gelmedin benimle..?
Lale Batu’nun dokunuşlarına kayıtsız kalamayarak başını yana eğip avuçlarına doğru sokuldu..
Lale: Nasıl gelseydim, babanla beraber gidiyordunuz..
Batu: Olsun.. ne olacaktı ki yani.. bak babam üç gün sonra döndü, ben tek geldim işte..
Lale: Kendi babama ne diyecektim peki? On günİstanbul’a ne yapmaya gidiyorum diyecektim?
Batu: Diyecektin ki… “sevgilim bensiz duramıyormuş.. çok özlüyormuş.. hatta düz duvara tırmanacak hale geliyormuş.. o yüzden babacım benim gitmem lazım….”
diyordu ki Lale kendini daha fazla tutamayarak parmakucunda yükselip boynuna sarıldı ve dudaklarına kapandı.. Batu zaten dakikalardır bunu yapmamak için kendini zor tutuyordu.. genzinin derinliklerinden gelen boğuk bir iniltiyle beline sımsıkı sarılarak onu kollarının arasına hapsetti.. Lale’nin tutku ve özlem dolu ateşli öpüşleri başını döndürmüştü.. Lale bedenini kendininkine yapıştırarak göğüslerini göğsüne yasladığında içindeki kıvılcım tamamen alev almıştı.. on günün uzun bir süre olduğunu gitmeden önce de biliyordu ama o on günün düşündüğünden de uzun olduğunu acı bir şekilde tecrübe ederek öğrenmek zorunda kalmıştı! Lale’nin de kendisinden farklı olmadığını resmen alev almış dudaklarının sıcaklığından anlayabiliyordu.. Bir an için kendini anın büyüsüne fazlasıyla kaptırarak ne yaptığının farkında olmadan Lale’nin belinde duran ellerini aşağıya doğru hareketlendirerek trençkotunun üzerinden kalçalarını aleni bir şekilde avuçladı.. ve çok geçmeden küçük havaalanında kontrol amaçlı gezinen devriye arabasından dıt dıt uyarı sesi yükseldi..

Lale inanılmaz utanarak kendini geri çekerken Batu hala biraz önceki o tutkulu anların etkisindeydi.. Lale elini dudaklarına götürerek ona baktı..
Lale: Çabuk gidelim hadi rezil olduk!
Batu ona bakarak gevrek gevrek güldü..
Batu: İlk kez olmuyor, neden bu kadar utandın ki?
deyince Lale şakayla karışık bir öfkeyle omzuna vurduktan sonra sürücü kapısını açmaya yeltendi ama Batu kolundan tuttu..
Batu: Noluyor.. nereye?
Lale: E arabaya??
dedi şaşkın şaşkın suratına bakarak..
Batu: Sen yan tarafa oturacaksın.. ben süreceğim..
Lale: Ya niye ama?
Batu: Niyesini biliyorsun!
Lale: Buraya gelirken ben kendim sürdüm ama.. o zaman bir şey demiyordun!
Batu: Çünkü ucunda beni karşılamaya gelmeme ihtimali vardı.. göze alamadım..
diye sırıttı..
Lale: Aslında gene gelmemiş gibi yapıp kandıracaktım seni ama… uçağın geç inince merak ettim..
Batu: Yaa belli ne kadar merak ettiğin! Ne zaman arasam meşguldü telefonun.. bu kalabalıkta seni bulana kadar canım çıktı.. kimle konuşuyordun sen öyle??
Lale: “Nişanlımla”!!
diye gıcık gıcık gülerek dudaklarına kaçamak bir öpücük bıraktıktan sonra geçip arabaya binerken Batu ters bakışlarla onu izliyordu..
Batu: Ben hiç gülmüyorum farkındaysan!
diye seslendi arkasından..
Lale: Aaa öyle mi hiç farkında değilim!

Batu da arabaya bindikten sonra hareket edip havaalanından çıktıklarında, ilk başta Lale bir hafta boyunca İstanbul’da ne işler karıştırdığını öğrenmek için Batu’yu sorguya çekmeye başlamış ama sonra anlayamadığı bir şekilde durum tersine dönüp Batu’nun Lale’ye bu bir hafta boyunca yaptıklarını an be an anlattırmasına dönüşmüştü..
Batu: Eee Perşembe akşamı ne yaptın?
Lale: Bir de sanki her gün on defa konuşmamışız gibi sormuyor musun!
Batu: Perşembe akşamı ne yaptın dedim.
Lale: Ne yapabilirim işe gittim, işten geldim, yemek yedim, dizi izledim, duşa girdim, uyudum! Tamam mı?
Batu: Tamam değil. Cuma?
Lale: Ben bir şey yapmadım, esas sen söyle İstanbul’da Cuma akşamı  ne yaptın? Gene eski sevgililerinden biriyle buluştun mu?
dedi dik dik bakarak..
Batu: Aradım ama hepsinin başka bir işi vardı, buluşamadık.
deyince Lale kafasına bir fiske vurdu..
Lale: Benimle dalga geçeceğine doğru düzgün cevap ver..
Batu: Tamam doğru düzgün cevap veriyorum, Turgut’la rakı balığa gittik.. o gün konuştuğumuzda da söylemiştim ya..
Lale: Sen de İstanbul’da her gün rakı balığa gittin galiba.. ondan birkaç günden önce de babanla gitmemiş miydiniz?
Batu: Evet babamla da gittik..
derken şöyle bir kıpırdandı yerinde.. sonra konuyu geçiştirmek istercesine
Batu: Neyse sen beni boşver de kendin anlat bakalım..
diyerek Lale’ye baktı..
Batu: Cuma günü ne yaptığını hala söylemedin.
Lale: Ne yapmış olabilirim sence?
Batu: Bilmiyorum işte, o yüzden soruyorum zaten. Boşuna lafı geçiştirmeye çalışma, cumartesiyle pazarı da soracağım daha..!
Lale: Off Batu!
Batu: Off’lama off’lama..! sevgiliye off’lanmaz! Cumartesiyle pazarı da soracağım daha..!
Lale: Böyle sorguya çekerse off’lanır.
Batu: Hayır off’lanmaz, sorularına doğru düzgün cevap verilir.. sonra biraz sevgi gösterilir..
diyerek Lale’nin elini alıp kendi bacağının üstüne koydu..
Lale:
Lale: Arabadayken mi?
dedi gülerek..
Batu: Her yerde. Nerede olunduğu fark etmez..
dedi ciddiyetle..
Lale: Hmm demek öyle..
diyerek Batu’nun bacağını okşadı..
Batu yutkunarak biraz daha bastı gaz pedalına..
Lale: Ne oldu acelen ne?
diye güldü..
Batu: Bir an önce eve gitmek istiyorum..
dedi sabırsız bir sesle..
Lale: Ben süreyim o zaman?
dedi hevesle..
Batu: Olmaz!!
Lale: E iyi valla.. sen direksiyon başında fingirdemek isterken iyi, ben biraz hız yapınca mı kötü?
Batu: Evet sen hız yapınca kötü! Bak gene benzinin bitmiş işte.. artık gelirken kim bilir ne kadar hızlı geldiysen… hiç dikkat etmiyorsun Lale bir gün yolda kalacaksın!
dedi göz ucuyla bakarak ama Lale hiç istifini bozmadı..
Lale: Tamam şurda ilerde benzin istasyonu var zaten..
Batu: Benzin almamız iyi olacak aslında.. Depo dolarken artık biraz daha sevgi gösterirsin bana??
diyerek hevesle dönüp Lale’ye bakınca Lale yine kendini tutamayıp güldü..
Batu: Lale gülme ya ben ciddiyim ama!! Özlemedin mi beni!?
diye sızlanınca Lale bir kez daha gülerek içini çekti..
Batu: Biliyorum, özlemedin.. sevmiyorsun sen zaten beni..
derken Lale uzanıp boynuna ateşli bir öpücük bırakınca sızlanmaları kesildi..

Biraz sonra o ilerdeki benzin istasyonunda durmuşlardı.. Batu dediğini yapmış, depo doldurulurken arabadan inip ödemeyi yapmak yerine Lale’nin dudaklarına yapışmıştı.. Lale önce kıkırdayarak onu itmeye çalışsa da sonrasında dudaklarının çağrısına daha fazla karşı koyamayarak teslim olmuştu.. Batu’yu daha fazla kışkırtmamak için kendini dizginlemeye çalışıyordu.. çünkü kendini bıraktığı anda arka koltuğa geçip Batu’yla çılgıncasına sevişebilirdi.. zaten Batu da buna hiç itiraz etmeyecekmiş gibi görünüyordu! Lale onu güçlükle iterek nefes nefese fısıldadı..
Lale: Batu hadi git ödemeyi yap nolur..
dedi yutkunarak..
Batu: Giderim birazdan..
diyerek tekrar dudaklarına yöneldi ama Lale onu yeniden itti..
Lale: Yapma nolur..
Batu’nun dudakları muzipçe yukarı doğru kıvrıldı..
Batu: Niye.. kendini tutamayacağından mı korkuyorsun?
Lale: Git hadi!!
diyerek onu tekrar itince Batu gülerek içini çekti ve arabadan indi.. kredi kartıyla ödemeyi yapmak için benzin istasyonun içindeki küçük markete doğru yürümeye başladı ama aklı hala Lale’nin dudaklarındaydı.. dudaklarından yayılan ısıyı halen kendininkilerin üzerinde hissedebiliyordu.. iştahla dudaklarını yalayarak marketten içeri girip kasaya yöneldiğinde yanından geçtiği birinin kendine seslendiğini duyunca şaşkınlıkla döndü.. karşısında babasının arkadaşı Naim Bey duruyordu..
Batu: Aaa Naim Amca.. görmedim sizi..
dedi şaşkınlığına engel olamayarak..
Naim: Ben seslenmesem önünü görmüyordun zaten.. ne bu hal?
dedi ona takılarak..
Batu: Nasılsınız?
diye sorusunu anlamazlıktan gelerek Naim Bey’in elini sıktı..
Naim: Biz iyiyiz de sen nasılsın? Baban işleri senin üstüne yıkıp erkenden dönmüş İstanbul’dan.. sen orada kalmışsın?
Batu: Evet daha bu akşam dönebildim.. geleli yarım saat bile olmadı..
Naim: Hep diyorum işte.. size laf ediyor ama aslında en tembeliniz Bülent!
dedi gülerek..
Batu: Bence de..
diye güldü o da..
Naim: Ee daha yeni geldiysen eve gitmedin henüz o zaman?
Batu: Yok hayır gitmedim..
Naim: Aa doğru sen Mersin’de şantiyenin oradan kendine ev tutmuştun değil mi? Geçen gün size yemeğe gittiğimizde annen Şehnaz’a dert yanıp duruyordu “oğluşum artık hiç uğramıyor bize..” diye..
diye gülerek ayak üstü sohbete başlamıştı bile.. Batu bir an önce Lale’nin yanına dönmek için sabırsızlansa da yüzüne oturttuğu zoraki gülümsemeyle Naim Bey’in anlattıklarını dinliyormuş gibi yaparak mecburen orada dikilmeye devam etti..


Lale Batu’nun neden hala dönmediğini merak ederek arabanın içinde beklemeye devam ediyordu.. Depo çoktan dolmuştu, Batu’nun da çoktan ödemeyi yapıp dönmüş olması gerekiyordu ama görünürlerde yoktu işte.. tek başına arabanın sessizliğinde oturmaktan sıkıldığından radyoyu açmak için uzanmıştı ki… karşıdaki arabanın yolcu koltuğunda oturan kadının meraklı gözlerle kendisini izlediğini görünce durdu kaldı.. Önce kadının gözünün dalmış olabileceğini düşündü.. ama yok hayır.. kadının bakışları dalgın falan değildi.. dosdoğru kendisine bakıyordu.. hem de gayet dikkatli fıldır fıldır gözlerle!

Lale oturduğu yerde rahatsızlıkla kıpırdandı.. Kimdi bu kadın? Kim olduğu neyse de… neden kendisini böyle dikkatle inceliyordu? Bir yerden mi tanıyordu acaba? Engel olamadığı bir tedirginlik kaplamıştı içini.. Başını çevirerek kadını görmemezlikten gelmeye çalıştı ama yapamıyordu.. kadının bakışlarını her an üzerinde hissediyordu.. o kadar rahatsız olmuştu ki arabadan inip kadının yanına giderek derdinin ne olduğunu sormak istiyordu.. tekrar dönüp baktığında onun kırk-elli yaşlarında bir kadın olduğunu görünce şaşkınlığı daha da arttı.. annesi yaşındaki bu kadın neden böyle dikkatle kendisini süzüyordu? Ne görmeyi bekliyordu? Birine mi benzetmişti? Neydi dakikalardır gözlerini ayırmadan kendisini izlemesinin sebebi??
Tam artık daha fazla dayanamayacak ve gidip kadına hesap soracaktı ki marketten çıkan yine orta yaşlı bir adamın arabaya doğru yaklaştığını görünce vazgeçti.. Adam sürücü kapısını açıp arabaya binmiş, böylece birkaç saniye sonra o kadın da meraklı bakışları da hem benzin istasyonundan hem de hayatında çıkıp gitmişti..! Yalnız araba hareket ettikten sonra bile kadının hala dikkatle kendisine bakmayı sürdürdüğünü görünce sinirden çığlık atmamak için kendini zor tutmuştu..! Neyse ki sonunda gitmişlerdi işte..

Bir-iki dakika sonra sonunda Batu da görünmüştü..
Lale: Nerede kaldın Batu yaa..
diye sızlandı..
Batu: Ne oldu özledin mi?
diyerek fırsattan istifade hızlı bir öpücük kondurdu dudaklarına..
Lale: Hayır çok sıkıldım! Kaç dakikada bir ödeyemedin şunu ya!
Batu: Ya içerde bir tanıdığımızı gördüm o yüzden öyle oldu.. sen niye böyle huysuzlandın bakayım.. bir an önce eve gitmek istiyorsun sen de di mi?
diye hınzırca gülerek bacaklarını okşadı..
Lale: Batu ulu orta yapma şunu ya.. senin yüzünden taşlanacağız bir gün!
diyerek hışımla ellerini itmeye çalıştı..
Batu: Taşlasınlar.. Senin bir öpüşün için ben ölüme bile giderim bebeğimmm..
diye onu sıkıştırarak öpünce Lale yine dayanamayıp gülmeye başladı..
Lale: Kırosun işte.. kıro!
Batu: Bu kıro sana kurban olsun be.. yavrum benim!
diyerek Lale’ye hiç aldırmadan öpücüklerine devam ediyordu..
Lale: Batu yapma yaa!!

Sonunda kah oynaşarak kah didişerek Mersin’e gelebildiklerinde Batu’nun sabırsızlığı artık zirve yapmış durumdaydı.. Arabayı park ettikten sonra seri hareketlerle bagajdan bavulunu almış ve Lale’nin elini tutarak apartmana doğru yürümeye başlamıştı.. Onları gören apartman görevlisi Mustafa uyukladığı yerden tembel tembel “Hoş geldin Batu..” diye seslenmişti esneyerek.. Batu’nun Lale’yle beraber bu apartmanda yaşıyor olmasına çok çabuk alışmış görünüyordu.. Batu’nun hiç aksatmadan verdiği Lemi Bey’inkinin üç katı bahşiş sayesinde Batu’yu çok kolay benimsemişti onu..
Asansöre bindiklerinde Batu Lale’yi duvarla kendi bedeni arasına sıkıştırmış, üstündeki trençkotu kollarından sıyırdıktan sonra gömleğinin düğmelerini açmakla uğraşmaya başlamıştı.. Benzin istasyonunda gördüğü kadını da, onun meraklı bakışlarını da çoktan unutmuş olan Lale bütün tutkusuyla karşılık veriyordu Batu’ya.. en üst kata geldiklerinde nefes nefese apar topar çıktılar asansörden.. Lale çantasının içinde evin anahtarını ararken Batu yine beline sarılmış, boynuna öpücükler bırakmakla meşguldü.. Lale birden bir şey hatırlarmış gibi durup ona döndü..
Lale: İçeri girince sana bir şey göstereceğim..
Batu o çarpık gülümsemesiyle
Batu: İç çamaşırlarını mı??
deyince Lale sinirle omzuna vursa da bir yandan da gülüyordu..
Lale: Hayır başka bir şey..
Batu: Ama ben şu an sadece iç çamaşırlarını görmek istiyorum!
derken gözleri arzuyla parlıyordu..
Lale: Tamam sonra onları da görürsün..
diye gülerken anahtarı yuvaya sokmuş, kapıyı açmaya çalışıyordu..
İçeri girdiklerinde Batu onu şaşırtmayı deneyerek şu göstereceği ‘başka şey’i ertelemeye çalıştı ama Lale ellerini göğsüne koyup hafifçe iterek durdurdu onu..
Lale: Batu nolur dur.. iki dakika sakin ol bak gerçekten güzel bir şey göstereceğim sana..
diyerek gözlerinin içine bakınca Batu’nun da merakı galip gelmişti..
Batu: Ne göstereceksin?
diye hevesle sorunca Lale sonunda onu merakını cezbetmeyi başardığını anlayarak gülümsedi..
Lale: Gel..
diyerek elinden tutup merdivenlere doğru götürdü onu..

Merdivenlerden çıkmaya başladıklarında
Batu: E yatak odasına götürüyorsun ama sen beni?
diye sırıtıyordu Batu..
Lale: Hayır yatak odasına değil..
Batu: Ha anladım.. yatak odasında değil de senin eski odanda kalacağız bu gece.. di mi?
Lale: Hayır! Yatak odası dururken niye benim eski odamda kalalım?
Batu: Bilmem.. bir şeyler düşünmüşsündür sen..
dedi sırıtarak..
Lale: ‘Sapıkça’ bir şeyler kast ediyorsan üzgünüm düşünmedim!
derken üst kata gelmişlerdi sonunda.. ama Batu’nun tahminlerinin aksine ne yatak odasına ne de karşısındaki Lale’nin eski odasına yöneldiler.. onun yerine merdivenlerin tam karşısındaki teras kapısına doğru yürümüştü Lale.. Teras kapısını açtıktan sonra Batu’ya dönüp baktı..
Lale: Kokuyu duyuyor musun??
diye sorarken heyecandan yerinde duramıyor gibiydi.. Terasa çıktı..
Batu da onun heyecanlandığını fark etmişti ama ne için heyecanlanmış olabileceğini kestiremiyordu..
Batu: Ne kokusu??
diye sorarken Lale’yi takip ederek terasa ilk adımını atmıştı ki Lale’nin bahsettiği koku burnuna çarptı.. Limon çiçeklerinin kokusu..
Bu sırada Lale birkaç saniyeliğine elini bırakmış, gidip ışıkları açmıştı.. sonra tekrar yanına gelip elini tutarak parmaklarının arasından geçirdi parmaklarını..
Lale: İşte bak.. sürpriz!!
diyerek diğer eliyle çiçeklenmiş limon ağaçlarını gösterirken küçük bir kız çocuğundan farksızdı, hatta Lena’nın aynısıydı..

Mina Hanım’ın büyük saksılarda yetiştirmek amacıyla terasa yerleştirdiği limon ağaçlarının hepsi çiçek açmıştı.. Geçen yaz Lale’nin kaza yaptığı gece buraya ilk kez geldiğinde kurumuş dallarıyla oldukça hüzünlü bir görüntü çizen o kuru dallar şimdi bakmaya doyum olmayan çiçeklerle doluydu.. Hafifçe esen rüzgarda dalları nazlı nazlı salındıkça limon çiçeklerinin havaya yayılan o şahane kokusu biraz daha belirginleşiyordu..
Lale: Bak benimle iddialaşıyordun bu çiçekleri hayatta adam edemezsin diye.. ama ettim işte! Hepsi çiçek açtı!!
diye zaferle gülümseyerek limon çiçeklerine bakarken Batu’nun kendisini hayranlıkla izlediğinin farkında değildi.. Bu evde beraber yaşamaya başladıklarından beri terastaki çiçeklerle daha çok ilgilenir olmuştu Lale.. Belki de içindeki ‘Mina’ ortaya çıktı demek daha doğruydu.. o çok değil birkaç ay sonra bu küçük limon ağaçlarının hepsinin çiçek açacağını iddia ederken Batu da onu kızdırmak için bunun asla olmayacağını söyleyip durmuştu.. ama bir gerçek vardı ki o da bu ağaçların çiçek açtığını görmeyi her şeyden çok istemesiydi.. Limon çiçekleri açtığında bunu Lale’yle birlikte görmek istemişti hep.. Ne kadar iddialaşsalar da saksılara beraber su vermişler, çiçeklerle beraber ilgilenmişlerdi.. Limon ağaçlarını sulamak bahanesiyle terasa çıkıp sonrasında birbirlerini ıslattıklarını ve ağaçları sulamaktan falan vazgeçip tekrar yatak odasına döndükleri günleri çok iyi hatırlıyordu..
Lale Batu’nun neler düşündüğünden habersiz, limon çiçeklerine bakıyordu halen..
Lale: Çok güzel kokuyorlar di mi?
diyerek Batu’ya döndü..
Tıpkı ilk günkü gibi ağır ağır
Batu: Evet.. çok güzel..
derken gözlerinin içinde kaybolmuş gibi Lale’ye bakıyordu ve aslında limon çiçeklerinin kokusundan çok daha başka şeyler kast ettiği açıktı..
Lale ona gülümsedi..
Lale: Seninle buraya ilk geldiğimizde bu ağaçlar kupkuru kalmıştı hatırlıyor musun?
Batu başını salladı.. elbette hatırlıyordu.. biraz önce o da aynı şeyi düşünüyordu zaten.. ama şimdi çok daha başka şeyler düşünmeye başladığı için konuşacak hali kalmamıştı..
Lale: Sana “şimdi böyle görünüyorlar ama çiçek açtıklarında çok güzel olurlar, keşke o hallerini görebilseydin..” demiştim..
Batu yine başını salladı.. Lale’nin bunu söylediği anı da o an hissettiklerini de çok net hatırlıyordu..
Lale Batu’nun ellerini kavradı sıkıca..
Lale: Bak şimdi çiçek açtılar ve sen de gördün..
derken öyle güzel gülümsüyordu ki..
Lale: Hep bunu istemiştim.. limon çiçeklerinin açtığını beraber görmemizi.. ve oldu işte.. limon çiçekleri açtı ve biz birlikteyiz Batu!
Gülümseyişi, ışıl ışıl parlayan gözleri, rüzgarda dalgalanan saçları ama en çok da söyledikleriyle aklını başından alıyordu Lale Batu’nun.. ellerinden yayılan sıcaklığı hissetmek öyle bir şeydi ki.. işte o an kararını verdi Batu..
Lale: Niye konuşmuyorsun?
diye sordu Lale onun verdiği karardan habersiz..
Lale: Duygulandın mı yoksa??
diye gülerek dalga geçerken aynı zamanda da bir şeyler söylemesi için gözlerine bakıyordu..
Batu hafifçe gülümseyerek başını salladı.. sonra başını öne eğip derin bir nefes aldı. Lale’nin avuçlarının içinde duran ellerinden birini yavaşça çekerek ceketinin cebine soktu..
Cebinden çıkardığı şeyi gören Lale’nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü..
Batu ise derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı..

Batu: Ben.. ben aslında.. başka türlü olsun istiyordum.. daha özel bir şeyler planlayacaktım güya.. daha romantik.. ama sen karşımda böyle dururken.. bu kadar güzel.. bu kadar dayanılmaz.. hem de limon çiçekleri açmışken.. sen heyecanla bana onları gösterirken..
dedi başıyla çiçekleri işaret ederek.. sonra tekrar Lale’nin gözlerinin içine baktı..
Batu: Dayanamadım.. aslında ne söyleyeceğimi de bilmiyorum.. ama kararlıydım, düşünüp taşınacak, söylenebilecek en güzel şeyleri bulup söyleyecektim sana.. daha özel bir şeyler planlamak istememin nedeni de buydu.. böyle saçmalamak yerine çok daha güzel şeyler söyleyebileyecektim o zaman! yani ben… duygularımı çok iyi ifade edemiyorum biliyorsun.. senin deyiminle kıro bir kamyon şoförüyüm.. hatta biraz da hödük.. ama…
dedikten sonra derin bir nefes aldı..
Batu: Ama seni nasıl sevdiğimi biliyorsun Lale.. bunu nasıl anlatabilirim, nasıl kelimelere dökebilirim bilmiyorum.. belki de bunu daha özel, daha romantik bir şekilde yapmamam iyi oldu çünkü ne kadar hazırlanırsam hazırlanayım bunu sana yine anlatamayacaktım.. biraz zor bir başlangıç oldu bizimkisi.. hatta belki de daha yeni başladık.. daha hiçbir şey olmadı.. önümüzdeki engelleri biliyorum ama hiç kimse hiçbir şey umrumda değil.. ilk başlarda çok çabaladım kendimi vazgeçirmek için.. çok uğraştım.. ama aslında hepsi boşunaydı çünkü Hristiyan olduğunu öğrendiğimde çoktan deli gibi aşık olmuştum ben sana.. artık uzun zamandır kendimden eminim.. seni seviyorum.. öyle böyle değil, çok seviyorum.. anlatamayacağım kadar çok.. sabaha kadar konuşsam gene olmaz, anlatamam.. sana bakarken resmen içim titriyor.. uzaktayken sana bir şey olacak diye aklım çıkıyor.. bir gün beni bırakıp gideceksin diye korkudan ölüyorum.. Seni Antakya’da havaalanında arabanın içinde ilk kez gördüğümden beri kim olduğunu, o havaalanına kim için geldiğini, neden öyle sinirle etrafa bakındığını, boynundaki sürekli oynadığın o kolyeyi sana kimin verdiğini ve tabii ki o arabayı sana sevgilinin mi yoksa eşinin mi aldığını düşünürken bile…
dedi o çarpık gülümsemesiyle..
Batu: Hep tek bir şey istedim; benim olmanı.. benim Lalem olmanı..
dedikten sonra elindeki kutuyu açtı..
Batu: Benimle evlenir misin Lale?
Lale ne düşüneceğini bilemeden şaşkın gözlerle Batu’nun elinde yüzüğe bakakaldı..

penelope:



126.


Batu bir elinde kaç gündür yanından ayırmadığı yüzük kutusuyla, diğer elinde ise Lale’nin her geçen saniye biraz daha buz kesen parmaklarıyla Lale’nin gözlerinin içine bakıyordu umut etmekten bile çekinen bakışlarla.. Şu an Lale’nin aklından geçenleri görebilmeyi öyle çok isterdi ki.. ama yapamıyordu.. hayretle büyümüş mavi gözleri ve şaşkınlıktan aralanmış dudaklarıyla elindeki yüzüğe bakakalan Lale’nin ne düşündüğünü bilememek onu öldürüyordu.. sessizce uzayıp giden her anla beraber damarlarındaki kan da çekiliyordu sanki ama yapabileceği bir şey yoktu.. bundan sonrası Lale’ye kalmıştı.. o söyleyeceğini söylemişti..

Aslında İstanbul’a gittiği ilk akşam Nişantaşı’ndaki mağazada yüzüklere bakarken bu teklifi yapmak için çok daha başka fikirler vardı kafasında.. böyle damdan düşer gibi olmasını istememişti.. ya da hayır, istemişti. Lale’yi şaşırtmak, hiç beklemediği bir anda ona evlenme teklif etmekti niyeti.. ama aynı zamanda teklifin unutulmaz olmasını da istemişti.. Lale’nin ‘evet’ten başka bir cevap vermesine fırsat bırakmayacak kadar mükemmel, aralarındaki din farkını aklına getirmesine olanak vermeyecek kadar romantik ve ailelerinin bu evliliğe başından itibaren karşı çıkacaklarını unutturacak kadar dayanılmaz… nasıl olacaktı bilmiyordu ama böyle bir evlenme teklifi yapmak istiyordu işte! Gün batımında deniz kenarında bir şeyler olabilirdi belki..? veya mum ışığında romantik bir yemek? Ama tüm bunlarda içine sinmeyen bir şeyler vardı.. Tamam Lale’yi hazırlıksız yakalamak istiyordu ama önündeki pastanın içinden yüzük çıkmasını falan da istemiyordu elbette! Bu kadar klişe bir şey yapmak istemiyordu.. Böyle klasik teklifler başkaları için çok uygun olabilirdi belki ama onların ilişkisi başkaydı.. hiçbir zaman klasik müzik eşliğinde mum ışığında yemek yememişlerdi ki şimdi evlilik teklifini bu şekilde yapsındı! Ama başka ne yapabileceğini de bilemiyordu..

Kendini böyle bir açmazda hissetmesinin tek nedeni evlilik teklifini nasıl yapacağını bilememesi değildi.. Bunu aylardır düşünüyordu.. Bayramın son günü Selçuklar’ın evindeki barbeküde Turgut Derya’ya evlenme teklifi etmeyi düşündüğünü söylediğinden beri hem de… O akşam eve döndüklerinde şimdi hatırladıkça bile içini kıpır kıpır eden ateşli bir sevişmeden sonra Lale beline sarılıp uyuyakaldığında uzunca bir süre onu izlerken hep bu soru kafasını kurcalamıştı.. Kendilerinin ne zaman ciddi ciddi evliliği düşünmeye başlayacaklarını düşünüp durmuştu.. Daha doğrusu düşünmeye hiç başlayabilecekler miydi acaba!? Aslında evlilik meraklısı değildi.. Lale’ye öyle aşıktı ki bunu ispatlamak için belediyeden onay almasına falan gerek yoktu.. Lale’nin de kendisini aynı şekilde sevdiğini biliyordu.. Hem zaten aynı evde yaşıyor gibilerdi.. Lale’nin ailesinin zırt pırt yaptığı ziyaretler ve kendi annesinin “O bekar evinde tek başına ne yiyip ne içiyorsun sen?” diyerek gerçekleştirdiği baskınlar olmasa gerçekten beraber yaşıyor sayılırlardı.. ama ne yazık ki bunu kendilerinden başka bilen yoktu! Hep bir gizlilik içinde ilerliyordu ilişkileri.. Tanıdık biri görür de yetiştirir diye apartmandan beraber bile çıkamıyorlardı! Aralarındaki din farkı ve ilişkilerini aileleri de dahil kimsenin bilmiyor olduğu gerçeği olmasa evlilik aklına bile gelmeyebilirdi.. ama şu durumda Lale’yle aşklarını kimseye aldırmadan yaşayabilmeleri için bu şarttı işte..

Lale’yle barışmalarının ertesi günü Arsuz’da yaşadıkları tartışma hala aklındaydı.. Lale’ye ilişkilerini ailesine açıklamayı düşünüp düşünmediğini sormuştu.. “Beni oyalamaya devam mı edeceksin?” demişti.. Lale de buna çok bozulmuştu.. ama açıkçası hala aynı şekilde düşünüyordu.. Evet beraber yaşıyorlardı.. Lale sonunda Paris sevdasından vazgeçmiş, babasının işinde çalışmaya başlayınca aynı şehirde beraber yaşama fırsatı önlerine serilmişti.. ne kendisi eskisi kadar hırçın, ne de Lale eskisi kadar inattı.. şimdilik her şey iyiydi.. o öğleden sonra Selçuklar’ın bahçesinde söylediği gibi gerçekten mutluydu Batu.. Lale’nin de mutlu olduğunu biliyordu.. ama bu daha ne kadar böyle devam edecekti, işte onu bilmiyordu.. ve bunu bilmemek onu öldürüyordu.. En son bu nedenden dolayı Melis’le Selçuk’un düğününden bir gün önce Arsuz’da kavga ettiklerinde Lale ondan biraz zaman istemişti.. Babasına ve ailesinin geri kalanına ilişkilerini açıklayacağını ama bunun için biraz zamana ihtiyacı olduğunu söylemişti.. Bir sürü gürültü kopacağını, yine ayrı kalmak zorunda kalacaklarını ve bunu istemediğini anlatmıştı.. Ama bunu söylemesinin üstünden aylar geçmiş olmasına rağmen bu konuda hiçbir şey yapmamıştı! Ve Batu korkuyordu.. Lale’nin ilişkilerini ailesine anlatmaya hiçbir zaman yanaşmayacağından, sonunda her şey tesadüfen ortaya çıktığında da kendisini bırakıp gideceğinden çok korkuyordu..

Lale’ye belli etmemeye çalışarak aylarca bu ihtimallerle boğuşmuştu.. Bazen gayet şen şakrak yemek yerlerken veya play station oynarlarken ya da film izlerlerken hiç alakasız bir anda birden bunlar aklına geliverince durgunlaşıyordu.. Daha kaç yemeği böyle birlikte neşeyle yiyeceklerdi..?? Nazar değer diye birbirlerine bile itiraf etmekten çekindikleri mutlulukları gelip geçici miydi? Aileleri ve o bitmek tükenmek bilmeyen önyargıları araya girdiğinde her şey aynı kalacak mıydı? Lale’nin aşkından emindi.. onun kendisini ne kadar sevdiğini biliyordu; en az kendisinin onu sevdiği kadar seviyordu Lale onu.. ama bu zamanı geldiğinde gereken cesareti göstermesi için yeterli olacak mıydı? İşte bunu bilmemek Batu’yu yiyip bitiriyordu..

Bütün bunlara bir de Lemi Bey’in aklına estikçe Lale’yi İskenderun’a çağırması, Hilda Hanım’ın olur olmadık zamanlarda Lale’yi görmeye gelip günlerce Mersin’de kalması ve bu esnada Lale’yi Mersin’deki Katolik kilisesinin papazının yeğeniyle tanıştırmak için binbir takla atması, Lale’yle Levin’in aylardır birbirleriyle konuşmadıklarının farkında olan Mina Hanım’ın bu küslüğün nedenini öğrenmek için Lale’nin ağzından laf alma çabaları ve Lemi Bey’le beraber onun da sık sık Lale’yi ziyarete gelmesi eklendikçe, Batu geçen her günle Lale’nin sonunda bu baskılara dayanamayarak kendisini bırakacağı güne biraz daha yaklaştığını hissetmeye başlamıştı.. Artık Lale’nin saçma sapan nedenlerden ötürü onbeş güne bir İskenderun’a gitmesinden bıkmıştı! Onu her an yanında istiyordu.. Nasıl olmuştu da bu kadar aşık olmuştu bilmiyordu ama böylesine aşıkken bunu devamlı saklamak zorunda olmak gerçekten dayanılmaz bir şeydi!! Artık saklanmak istemiyordu.. Lale’yi hiçbir yere bırakmak istemiyordu.. Bir yere gidilmesi gerekiyorsa beraber gitmelerini istiyordu.. Lale’nin ailesinden biri ziyarete geldiğinde günlerce onu görememek zorunda kalmak istemiyordu! Annesi Leman Hanım neden bulduğu hiçbir kızın suratına bile bakmadığını sorduğunda yalan söylemek yerine açık açık “çünkü aşık olduğum biri var!” diye bağırmak istiyordu.. ama bunların hiçbirini yapamadığı gibi bir de bu sıkıntısını Lale’ye yansıtmamak için kendini zorluyordu..

İşte bütün bunlar yüzünden İstanbul’a gitmeyi hiç istememişti.. On gün çok uzun bir süreydi.. gereğinden fazla uzun! Ama bunu babasına nasıl anlatacağını bilememişti.. Lale ise, onun içinde yaşadığı buhranlardan tamamen bihaber olduğu için, bütün iyi niyetiyle gidişini desteklemiş, on günün göz açıp kapayana kadar geçeceğini söyleyip durmuştu.. Kızamıyordu da ona.. öyle tatlı, öyle karşı konulmazdı ki.. bir şey diyemiyordu.. “Hani her şeyi anlatacaktın babana? Hani her şeyi açıklayacaktın herkese? Benden zaman istediğin günün üzerinden tam on ay geçti Lale!” de diyemiyordu.. çünkü fazla zorlayıp üstüne giderse kaçıp gideceğinden ölesiye korkuyordu.. saçma sapan bir ruh hali içindeydi.. nasıl davranması gerektiğini kestiremiyordu..

İstanbul’a gitmeden bir gün önce abisi Burak ve eşi Nesrin’le yaşadığı tartışma da tüm bunlara tuz biber olmuştu.. Bülent Bey’in önemli bir ihale için İstanbul’a gideken yanında Batu’yu da götürmesi Nesrin’i öfkeden kudurtmuştu.. Onun kışkırtmasıyla Burak da hırsından delirmiş, telefonda demediğini bırakmayınca zaten sinirleri yeterince bozuk olan Batu da çıldırmış, ağzına gelen ne varsa söylemişti.. Aralarında geçen bu ağır tartışmadan sonra Batu abisinden iyice soğumuştu.. Bülent Bey bu duruma çok kızıyor, Leman Hanım ise ağlayıp duruyordu ama Batu annesinin tüm ısrarlarına kulak tıkamıştı, özür falan dilemeyecekti abisinden..

İstanbul’a gittikleri ilk günü babasıyla beraber ihale için birkaç kişiyle görüşerek geçirdikten sonra akşam Turgut’la buluşacağını söyleyerek dışarı çıkmıştı Batu.. ama yalandı bu.. kendini Nişantaşı’ndaki dünyaca ünlü mücevher mağazında bulmuştu.. yüzüklere bakarken çok düşünmüştü.. nasıl bir şey almak istediğini de bilmiyordu, Lale’nin ne tür bir şey seveceğini de.. ama tüm bunlar onlarca yüzük arasından birini gördüğü anda aklından silinmişti.. işte buydu.. Lale’nin uzun, ince, bembeyaz parmağında şimdiden bile hayal edebildiği yüzük buydu!

Yüzüğü alırken en ufak bir tereddüt yoktu kafasında.. Bu yüzüğün Lale’ye göre olduğunu biliyordu.. bundan nasıl bu kadar emindi bilmiyordu ama emindi işte.. ama ertesi gün bu kendinden emin hali yok olmuştu.. “ya yanlış seçim yaptıysam, ya beğenmezse?” diye içi içini yemeye başlamıştı.. sonunda dayanamadı.. Lale’ye evlenme teklifi yapmayı düşündüğünden kimseye bahsetmemekte kararlı olmasına rağmen Melis’i ve Derya’yı aradı.. Yüzüğün resmini çekip onlara yolladıktan sonra ikisinden de onay gelince bir nebze hafiflemişti.. ama bir türlü içi rahatlamıyordu.. bir an önce Lale’nin yanına dönmek istiyordu ama babasının da inadı tutmuştu.. İstanbul’da ona ihtiyacı olduğunu söyleyerek “bir haftadan önce dönemezsin” diye tutturmuştu.. Batu ısrar edince ise “Ulan benim bilmediğim ne haltlar karıştırıyorsun sen Mersin’de.. ne bu acele? Dönüp de ne yapacaksın orada söylesene!” diye patlamış, baba-oğul ufak çaplı bir kavgaya tutuşmuşlar, ertesi günü de birbirlerine surat asarak geçirmişlerdi..

Babasıyla gerekmedikçe konuşmadıkları bir günün ardından, İstanbul’a gittiğinin üçüncü akşamında, evde odasında tek başına oturuyordu Batu.. Lale’yle önce salondaki kanepede, sonra bu odada yataktaki sevişmelerini düşünüyordu.. Sonra sabah uyanıp kendini bu yatakta yapayalnız buluşunu… Lale’yi aradığında Melis’le Selçuk’un onu yalnız bırakmamak için Adana’dan kalkıp Mersin’e yemeğe geldiklerini duyunca hem sevinmiş hem de orada onun yanında olamadığı için derin bir hüzün hissetmişti.. aynı zamanda Melis’in ağzından bir şeyler kaçıracağından da korkmuştu tabii! Ama Melis cingözü “Merak etme hiçbir şey söylemedim Lale’ye ama Selçuk bunu kendinden önce bana anlattığını duyarsa çok bozulacak sana, ona göre..” diye mesaj atarak endişelerini gidermişti..

Sonra telefonu elinden bırakıp derin derin iç geçirerek yataktan kalkıp küçük bir kopyasını hep yanında taşıdığı o resmi çıkarmıştı cüzdanından.. Melis’le Selçuk’un düğününde Lale’yle çektirdikleri o resmi… Lale öyle güzeldi ki bu resimde… bakmaya doyamıyordu bazen.. belki de kendi kollarında olduğu için?? Hep böyle kollarında kalamaz mıydı? Dalgın gözlerle resme bakmaya devam ederken bunları düşünerek tekrar yatağa uzanmıştı ki birden odanın kapısı açıldı..
Bülent: Ne yapıyorsun lan burada tek başına?
diyerek bütün günü birbirlerine surat yaparak geçirdiklerini unutmuşçasına, kapısız köyden gelmiş gibi odaya dalan elbette babası Bülent Bey’den başkası değildi.. onun geldiğini görünce telaşla elindeki resmi saklamaya çalıştı Batu..
Batu: Hiç ne yapayım uzanıyordum öyle..
diye telaşla konuşurken bir yandan da resmi yastığın altına sıkıştırmaya çalışıyordu ama babası aniden odaya daldığı için hazırlıksız yakalanmıştı.. Bülent Bey çoktan görmüştü resmi..
Bülent: O elindeki ne öyle ver bakayım..
diyerek Batu’nun resmi uzaklaştırmasına izin vermeden çekti aldı elinden..
Batu: Ya baba ver şunu..!
dedi hızla ayağa fırlayarak..
Bülent: Yok ya niye verecekmişim.. ne bu?
dedikten sonra bakışlarını elindeki resme çevirdiğinde yüzüne derin bir şaşkınlık yayıldı.. resme baktı baktı baktı… sonra başını kaldırıp Batu’ya döndü..
Bülent: Bu.. bu Selçuk’un karısının arkadaşı değil mi? Hani yemeğe gitmiştik beraber?
Batu sıkıntıyla ensesini ovaladı.. ne deseydi ki yani şimdi!?

Bülent: Cevap versene lan bir soru sorduk!!
dedi babası kızgın bir sesle..
Batu ‘ya sabır’ dercesine içini çekti..
Batu: Evet o..
dedi sessizce.. Lale’yle aralarındaki o korkunç belirsizlik hüküm sürerken babasıyla beraber ona Adana sokaklarında rastlamalarını, sonrasında da birlikte yemeğe gittiklerini anımsamıştı o da.. nasıl utangaçtı yemek boyunca gülümsemeleri.. nasıl çekingendi babasının önündeki hareketleri.. yolunu şaşırıp kaybolduğunu itiraf ederken yüzündeki o mahçup ifade gözlerinin önündeydi..
Bülent: Lale’ydi adı değil mi??
diyen babasının sesiyle şu ana geri dönüş yaptı..
İçini çekerek başını salladı.. evet.. ‘Lale’ydi.. adını ilk öğrendiğinden beri dilinden düşürmediği ‘Lale’..
Bülent Bey tekrar baktı resme..
Bülent: Selçuklar’ın düğününde mi çekildi bu?
Batu: Hı hı...
dedi dertli dertli..
Muzip pırıltılarla fıldır fıldır dönen gözlerini oğlunun sıkıntılı yüzüne dikti Bülent Bey..
Bülent: Eee niye gecenin bu saatinde tek başına oturmuş bu resme bakıyordun sen?
derken gülmemek için kendini zor tuttuğu bıyıklarının oynamasından belli oluyordu..
Batu ters ters baktı babasına..
Bülent: Şuna bak kemiklerini kıracak gibi sarılmışsın zaten kızın beline.. ırz düşmanı seni!
Batu: Baba!!
dedi sertçe..
Bülent: Bana bak ne bu senin halin? Böyle gecenin bir vakti oturup resimlere bakıp bakıp dalmalar falan? Aşık mı oldun yoksa sen?
Batu’nun suratındaki ifadeyi gördükten sonra kahkahayı koyverdi Bülent Bey..
Bülent: Hadi canım..! yok artık!
dedi sonra kahkahalarının arasından..
Bülent: Nasıl oldu lan bu??
Batu git gide artan bir sıkıntıyla kafasını çevirdi.. babasının alaycı kahkahaları sinirini bozuyordu..
Bülent: Bak ciddi misin yoksa benimle kafa mı buluyorsun?
deyince dik dik babasına baktı..
Batu: Ne kafa bulacağım senle ya..!
dedi sinirle..
Bülent Bey ise onun bu sinirine karşılık yeni bir kahkaha daha patlattı..
Bülent: Ooo senin durumun vahim.. sinirler gerilmiş.. aman gene bir yerleri yumruklama da..!
derken bundan inanılmaz keyif alıyor gibi görünüyordu..
Bülent: Oh olsun ama.. iyi olmuş..! sürüm sürüm sürünseydin..!
Batu: Merak etme sürünüyorum zaten..!
dedi homurdanarak..
Bülent: Beter ol..! Kara sevdaya düşmüşsündür inşallah! Karı kızla orada burada benim paralarımı çatır çatır yerken iyiydi di mi.. serseri!
Batu: Ahın tuttu işte.. mutlu musun!?
dedi ters ters..
Bülent: Hem de nasıl! Adana’ya dönünce kurban keseceğim valla!
Batu içini çekerek sustu, bir şey demedi.. onun bu vakur hali Bülent Bey’i meraklandırmıştı.. ayrıca bu hikayeyi Batu’nun ağzından dinlemeyi çok istiyordu..
Bülent: Gel bakayım dışarı çıkalım senle.. doğru dürüst anlat bana şunu..
Batu: Anlatacak bir şey yok..
dedi mutsuz bir sesle..
Batu: Lale’ye deli gibi aşık oldum, hepsi bu..
Bülent Bey oğlunun bu itirafı karşısında bir an afallasa da sonrasında hemen normal haline dönüş yaparak ensesine bir şaplak patlattı..
Bülent: Ben var diyorsam vardır..! Yürü hadi konuşacağız!
diye itekleyerek Batu’yu Lale’yle ilk gecelerinin hatıralarıyla dolu o odadan çıkardı..

Yarım saat sonra Sarıyer yakınlarında gürültülü, kalabalık, garsonların devamlı ortalıkta koşuşturduğu, efkar yapmaya müsait nostaljik parçaların çaldığı salaş bir balıkçıda karşılıklı oturuyordu baba-oğul.. Bülent Bey merakla Batu’nun anlatacaklarını bekliyordu ama Batu bir türlü söze giremiyordu.. kadehindeki rakıyı su gibi içiyordu.. aylardır içinde biriktirdiği sıkıntı, babasının her şeyi öğrenmesiyle beraber önüne koyduğu sağlam bentleri yıkıp geçmiş, tüm benliğini ele geçirmişti.. sızana kadar içecekti bu akşam.. bırakmıştı kendini..
Bülent: Dur be oğlum yavaş..! Su mu o içtiğin!?
diyerek kafasına diktiği ikinci kadehi zorla elinden aldı babası..
Batu: Bırak baba ya iyiyim ben..
derken bile hafiften dili dolanıyordu ama pek umrunda değildi.. babasının elindeki rakı kadehini kaparak büyükçe bir yudum daha aldı..
Bülent: Neren iyi senin ya.. şu haline bak! Ama demiştim ben sana değil mi “bir gün sen de sudan çıkmış balığa dönersin” diye..
derken keyifle gülerek Batu’ya bakıyordu..
Batu: Demiştin..
dedi başını sallayarak..
Batu: Haklı çıktın.. sudan çıkmış balığa döndüm işte.. çarpıldım.. çarpılmak da değil, resmen yamuldum!
Bülent: İyi olmuş, müstahak sana..
Batu dertli dertli iç geçirerek bir yudum daha aldı kadehinden..
Batu: Tamam müstahak da… bu kadar zor olmak zorunda mıydı baba ya..?
derken gözlerine yerleşen bakışlar öyle mahsundu ki oğlunun o haline dayanamadı Bülent Bey..
Bülent: Bak böyle laflar edip içimi dağlama benim!!
dedi şakayla karışık bir ciddiyetle..
Bülent: O resimde kızın beline sarılmıyor muydun sen?
Batu: Sarılıyordum..
dedi özlemle içini çekerek..
Bülent: O da senin ellerini tutmuyor muydu?
Batu: Tutuyordu..
diye başını sallarken kadehinden yeni bir yudum daha aldı..
Bülent: Eee daha ne olsun hergele!
diye patladı..
Bülent: Nesi zor bu işin anlamadım ki ben! Niye böyle karşılıksız aşka düşmüşsün gibi konuşuyorsun??
Acı bir tebessüm bulaştı Batu’nun dudaklarına.. kadehini bir dikişte bitirdikten sonra yavaştan kaymaya başlamış gözleriyle babasına baktı..
Batu: Hatırlamıyor musun baba, Lale Hristiyan..
dedi..

Bülent Bey’in yüzündeki oğluyla eğlenen ifade birden kaybolmuş, yerini hiç olmadığı kadar ciddi ve bir o kadar da şaşkın bakışlara bırakmıştı.. Batu bunu fark edince bir kez daha acı acı güldü..
Batu: Ne oldu, artık o kadar komik bulmuyor musun galiba durumumu?
Bülent: Ben.. unutmuştum..
dedi yavaşça..
Batu: O da bir şeydir..
dedi alaycı bir ifadeyle..
Batu: Sen unutmuşsun ama… annemin asla unutmayacağından eminim!
Masalarına gelen garson Batu’nun kadehini doldururken rakıyı bir dubleden az koyduğunu iddia eden Batu adamla tartışırken, Bülent Bey sessizce onu izliyordu.. garson gittikten sonra Batu yeniden kadehi başına dikince Bülent Bey oturduğu yerden doğrularak bir kez daha aldı kadehi elinden..
Bülent: Biraz yavaş ol oğlum.. acelemiz yok..
Umursamazca omuzlarını silkti Batu..
Bülent: Niye böylesin sen anlat bakayım.. kız istemiyor mu seni? Ailesinden mi çekiniyor?
diyerek konuya girdi Bülent Bey.. yoksa Batu’nun kendiliğinden anlatacağı yoktu, anlamıştı..
Batu’nun dudaklarında özlem dolu bir gülümseme belirdi..
Batu: O da istiyor beni.. hem de çok istiyor biliyorum.. ama ailesinden de çok çekiniyor.. özellikle de babasından!
Bülent: Lemi Bey’den mi?
Başını salladı Batu..
Bülent: Niye yahu gayet iyi, anlayışlı, efendi bir adama benziyor o?
demesiyle beraber Batu’yu bir gülme tuttu..
Batu: Kim anlayışlı.. Lemi Bey mi!?!
derken bir yandan da kendi kendine gülüyordu..
Bülent: Evet.. niye gülüyorsun, yoksa değil mi?
diye sordu kuşkuyla..
Batu: Değil tabii! Yanlışın var senin.. Anlayış nere Lemi Bey nere… ona kalsa Lale’ye erkek sineğin yaklaşmasına bile izin vermez! Ama illa bir tanesi yaklaşacaksa o erkek sineğin Hristiyan olması tercihidir tabii..
dedi söylediklerinden iğrenmiş gibi yüzünü ekşitirken..
Bülent: Nasıl yani.. Lale’nin Hristiyan olmayan biriyle evlenmesine gönlü yok mu?
Batu: Yok..! Sadece gönlü değil, hiçbir şeyi yok! Reddeder Lale’yi.. bir daha yüzüne bakmaz! Lale de babasına çok düşkün.. onu üzecek bir şeyi asla yapmaz!!
derken ağzından çıkan her kelimeyle biraz daha artıyordu hırsı..
Bülent: O kadar da karamsar olma yahu..
dedi şaşkınlıkla.
Bülent: Biraz abartmıyor musun?

Batu yine acı acı gülümseyerek babasının biraz önce elinden zorla aldığı kadehe uzandı..
Batu: Az bile söylüyorum..
dedi..
Batu: Lale de bu yüzden kimseye açıklamak istemiyor ilişkimizi.. babasından korkuyor.. anneannesinden çekiniyor.. kardeşiyle konuşmuyor.. Selçuklar’ın düğününde annemin yaptıklarından öyle gözü korktu ki sana söylememi bile istemiyor!
Bülent: Niye yahu?
dedi şaşırarak..
Bülent: Benim çok kanım ısınmıştı ona.. gayet de iyi anlaşmıştık diye hatırlıyorum.. benden niye korkuyor ki? o kadar korkunç bir adam mıyım ben yahu?
Batu: Birlikte olduğumuzu öğrenirsen senin de tavırların değişir, annem gibi sen de ona karşı çıkarsın diye düşünüyor galiba..
derken gözle görülür ölçüde durgunlaşmıştı.. sonra başını umutsuzca iki yana salladı..
Batu: Nasıl olacak hiç bilmiyorum baba.. artık saklanmaktan gizlenmekten bıktım.. kimseden çekinmeden sevmek istiyorum Lale’yi.. sonra aklıma ayrı kaldığımız onca zaman geliyor.. ‘buldum da bunuyorum’ diyorum.. yüzünü göremediğim, yüzünü görmeyi bırak sesini bile duyamadığım, nerede olduğunu dahi bilmediğim zamanları hatırlıyorum.. Lale’nin “biz beraber olamayız” diye tutturduğu zamanları.. işte o zaman ‘bu kadarı da yeter’ diyorum.. en azından yanımda.. benimle olmayı kabul etti.. “zor da olsa bir şekilde ikna ettim” diyorum.. daha fazlasını isteyerek elimdekini de kaybetmeyeyim.. yanımda olması yeter bana..
Bülent: Yetmiyor mu?
diye sordu merak içinde.. dikkat kesilmiş Batu’yu dinliyordu..
Batu: Yetiyor..
dedi gülümseyerek..
Batu: Tabii ki de yetiyor.. o hep yanımda kalsın, başka bir şey istemiyorum.. ama izin vermiyorlar işte! Babası durmadan tepesinde.. iki haftaya bir Mersin’e geliyor.. gelmediği zamanlarda da Lale’yi İskenderun’a çağırıyor! Anneannesi onu kendilerinden biriyle evlendirmek için durmadan birilerini buluyor..! Kardeşi abuk subuk konuşarak asabını bozuyor, benimle birlikte olduğunu öğrendiği için aylardır konuşmuyor Lale’yle.. Ailesinde bir tek annesiyle abisi normal gibi görünüyorlar ama Lale’nin benimle olduğumu öğrendiklerinde nasıl bir tepki verirler hiç bilmiyorum!

Üçüncü dublesini de bir dikişte bitirdikten sonra yeniden babasına çevirdi gözlerini..
Batu: Annemi zaten biliyorsun.. farklı dini bırak, farklı mezhepten biriyle evlenmeme bile tahammülü yok! Düğün zamanı Lale’ye nasıl davrandığını sen de gördün! Lale’yi o kadar hırpaladı ki şimdi karşısına geçip “gel seni ailemle tanıştırayım” demeye yüzüm yok! Abimle Nesrin de mutlaka annemden yana olacaklardır.. gerçi onlar kim olursa olsun karşı çıkacaklar benim evleneceğim kişiye ama…!
dedikten sonra sıkıntıyla ellerini yüzüne kapattı..
Batu: Sen bile Lale’nin Hristiyan olduğunu öğrenince durdun kaldın.. bu neden bu kadar önemli olmak zorunda anlamıyorum! Lale’nin neye inandığını ben umursamıyorken bu sizi neden bu kadar ilgilendiriyor ki!? Kim veriyor bu hakkı size? Benim veya onun inancı neden aramızda engel oluşturmak zorunda anlamıyorum ki ben!
Dirseklerini masaya dayayıp yüzü ellerinin arasında bir süre kaldı öylece.. neden sonra ellerini yüzünden eçktiğinde babasının kendisini izleyen kaygılı bakışlarıyla karşı karşıya geldi..
Batu: Çok seviyorum baba..
dedi inlercesine..
Batu: Çok aşığım.. ölebilirim onun için, öyle çok seviyorum..
Rakının verdiği cesaret uzun zamandır içinde sakladığı sıkıntıya ve birkaç gündür Lale’ye duyduğu özleme eklenince dili çözülmüştü.. kendine bile itiraf edemediği şeyleri çatır çatır söylüyordu şimdi.. babasının gözlerinin içine baktı..
Batu: Eğer bu iş olmazsa.. sonunda Lale benim olmazsa.. biterim ben baba.. ölürüm.. üç günde bile deli gibi özlüyorum.. görmeyince çıldıracak gibi oluyorum.. bak yanımda olmayınca ne hale geliyorum.. Lale’yle olmazsam başka kimseyle olamam ben baba!

Batu içini dökmeye devam ettikçe Bülent Bey şaşkınlıktan ağzı açık bir halde onu dinliyordu.. deminden beri onu ve duygularını hafife alarak işi dalgaya vurduğu için kendini kötü hissetmeye başlamıştı.. salaş lokantanın içini doldurmak için tam o anı bulan o eski şarkının ezgileri de Batu’nun hislerine tercüman olarak Bülent Bey’e durumun vehametini daha bir ciddiyetle anlatıyordu sanki..

http://www.dailymotion.com/video/x8vf28_yncesaz-dilek-turkan-boyle-bir-kara_music

Batu kadehini doldurması için biraz önce tartıştığı garsona hiçbir şey olmamış gibi işaret ettikten sonra tekrar babasına döndü.. kısa bir süre için sessiz kaldı, bir şey söylemedi.. ama sonra ‘ne olursa olsun’ diyerek beklenmedik bir kararla elini cebine attı..
Batu: Bak ben Lale’ye ne aldım..
diyerek çıkardığı yüzük kutusunu babasına uzattı..
Bülent: Ne bu?
dedi kutuyu alırken..
Batu: Sence?
Kutuyu açıp içinde parıldayan yüzüğü görünce Büleny Bey’in şaşkınlığı bir kat daha arttı.. hayret dolu gözlerini oğluna çevirirken
Bülent: Batu..??!
diyebildi sadece..
Cevap olarak sadece küçük bir sırıtma geldi Batu’dan..
Bülent: Sen.. sen ciddi misin oğlum?
Batu: Ciddiyim.. Hem de hiç olmadığım kadar ciddiyim.. Lale’yi kimselere bırakamam ben baba..
dedikten sonra yeni doldurulan kadehinden koca bir yudum aldı.. kanındaki alkol miktarı yükseldikçe seçtiği kelimeler daha da cüretkar olmaya başlamıştı..
Batu: Ne annem ne abim ne de Lale’nin ailesi umrumda bile değil.. hiç kimseye eyvallah diyecek değilim.. Leon’un yaptığını yapmayacağım ben.. Aşık olduğum, taptığım kadını elimden kaçırmayacağım..
Bülent Bey ne Leon’un kim olduğunu biliyordu ne de onun ne yaptığını.. ama zaten önemli de değildi.. Batu’nun ne söylemeye çalıştığını anlamıştı..
Batu ise kendini kaptırmış gidiyordu.. normalde rakı onu bu kadar çabuk çarpmazdı ama son birkaç günün duygusal yoğunluğunun da etkisiyle erken bırakmıştı kendini bu sefer.. dördüncü dubleyle beraber içinde bastırdığı ne varsa su yüzüne çıkmıştı..
Batu: Lale benim karım olacak..
dedi kendi kendine konuşur gibi.. kafayı bulduğu her halinden belli oluyordu..
Batu: Evleneceğiz biz.. artık kimse bize karışamayacak.. kimse Lale’yi benden alamayacak..

Dördüncü dubleyi de yarıladıktan sonra artık sabit tutamadığı bakışlarını babasının elindeki yüzük kutusuna çevirdi.. ve uzanıp kutuyu babasının elinden aldı..
Batu: Evlenme teklifi edeceğim ben ona.. Bu yüzüğü çok sevecek Lale.. biliyorum.. hiç çıkarmayacak parmağından..
Sonra tekrar babasına baktı..
Batu: Ne oldu Bülent Bey niye susuyorsun?
dedi alayla..
Batu: Senin de istediğin gibi akça pakça torunların olur işte.. istemez misin?
Bülent Bey bir cevap vermedi bu soruya..
Batu: Adını koyarken karışmayacaksın ama.. adı şimdiden belli.. ‘Defne’ olacak bizim kızımızın adı..
Bülent Bey her geçen saniye yeni bir şok dalgasına doğru sürüklenmekteydi.. Asla akıllanmayacağını düşündüğü, kendi gençliğine benzettiği, ‘Adana playboyu’ diye dalgasını geçtiği, çapkınlar şahı oğlu Batu karşısında oturmuş kızının adının ‘Defne’ olacağından söz etmekteydi! Bir yaşına daha girmişti..! Küçük oğlunu daha önce hiç böyle görmemiş olmasının yanı sıra itiraf ettiği duygularının şiddeti de şaşırtmıştı onu.. hayret dolu bakışlarla onu izliyordu.. ama sonunda dayanamadı..
Bülent: Peki Lale..?
diye sordu sessizce..
Bülent: Bütün bunları Lale de istiyor mu?

penelope:




Batu’nun birden yüzü düştü.. suratı dağıldı.. hali hazırda yeterince esmer olan yüzü hüzünle gölgelenerek daha da karardı.. işte bu soru.. işte bu soru değil miydi hem gündüzlerini hem gecelerini zehir eden? Aklına getirmekten bile korktuğu bu ihtimalin doğru olma payı değil miydi olur olmadık anlarda içine şüphenin tohumlarını serpen? Lale’nin hiçbir zaman bu cesareti gösteremeyeceğinden, kendisini ‘aileme her şeyi anlatacağım’ diyerek oyaladığından ve sonunda bırakıp gideceğinden korkmuyor muydu? Bu değil miydi aldığı yüzüğü Lale’ye vermekten çekinmesinin sebebi? Yanında bu kararını destekleyen, sırtını sıvazlayarak “yürü koçum ben arkandayım” diyen tek bir Allah’ın kulu yokken, üstelik alacağı cevaptan emin olamıyorken, önlerine çıkan engellerin altında ezilip gideceklerinden korkarken nasl evlenme teklifi edebilirdi ki Lale’ye?

İşte tam o sırada telefonu çaldı.. sanki kafasından geçen onlarca sorunun cevabını işaret eder gibi Lale’ydi arayan.. daha doğrusu Batu’nun kocaman bir tebessümle aydınlanan yüzünü gören Bülent Bey öyle düşündü.. Nitekim 
Batu: Lalem.. canım.. nasılsın güzelim?
diyerek telefonu açan Batu düşüncelerinin doğruluğunu ispatlamış olmuştu..
Batu: Ne yapıyorsun, yalnız mısın? Melisler gitti mi? Yaa demek bulaşıkları yerleştiriyorsun, kıyamam ben Lalem’e..
diye gülerken Bülent Bey’i de hayretten hayrete sürüklüyordu..
Batu: Ben de dışarıdayım..
dedikten sonra karşıdan gelen soruyla yine güldü..
Batu: Yok hayır Başak’la değilim.. Tuğçe’yle de değilim..
dedi ve sonrasında bir kahkaha patlattı..
Batu: Tabii ki nataşalarla falan beraber değilim Lale! Moskova’ya falan da gitmedim, İstanbul’dayım üç gündür! Bak inanmıyorsan ezan sesi dinleteyim sana..!
dedi..
Batu: Hayır eski sevgililerimden biriyle de değilim! Babamla rakı-balığa geldik.. Yaa şimdi “hmm”larsın böyle..
diye konuşurken Bülent Bey’e öyle garip geliyordu ki bu durum.. Yıllardır tanıdığı bildiği oğlundan çok farklıydı şimdi karşısında oturan ve telefonda sevgilisiyle cilveleşen bu adam.. Uğradığı değişime gerçekten inanamıyordu..

Batu ise telefonda yeni bir kahkaha atmakla meşguldü o sırada..
Batu: Yok yok ben sarhoş falan olmam merak etme de.. esas sen gene çakırkeyif olmuş gibisin? Hiç “alkol beni kolay kolay çarpmaz” ayağı yapma bana, yemem ben.. Hani ben yanında değilken içmeyecektin, söz vermiştin? Ne içtin bakayım sen? Kaç kadeh? Bak doğru söyle Lale..?
diye hesap sorarken birden tavrında gözle görülür bir yumuşama oldu..
Batu: Ben daha çok özledim.. dedim sana “sen de gel benimle” diye ama dinletemedim ki..! burnunun dikine gidiyorsun hep böyle! Gelseydin ne olurdu yani.. şimdi ne güzel kucağımda oturuyor olurdun işte..
Bülent Bey “yavaş ulan yavaş!” diye kendi kendine söylendi ama Batu onu duymamıştı bile..
Batu: Gerçi gelseydin evden dışarı çıkarmazdım ben seni.. bizim salondaki kanepede nostalji yapardık.. yaa demek öyle?
derken yüzüne imalı bir tebessüm yayılmıştı.
Batu: Bak bir de “şarap hiç çarpmadı beni” diyordun, basbaya çarpmış gene işte.. yoksa hayatta bu kadar açık konuşmazsın sen.. evet ben azdırıyorum seni ama şarabın etkisini de inkar etmemek lazım.. tabii tabii, o kanepedeki ilk gününden bugüne çok yol kat ettin sen.. ‘acemilik’ günlerin geride kaldı artık.. iyi yetiştirdim seni ama di mi??
derken öyle bir sırıtıyordu ki bahsettiği “kat edilen yol”un, masum aşk sözcükleriyle pek alakası olmadığını tahmin edebiliyordu Bülent Bey!!
Batu: Hem sen söyle bakayım üstünde ne var senin? Yeni aldığım o geceliği giysene..
dedi kısık bir sesle..
Batu: Tamam üstünde ne varsa çıkar o zaman.. hadi Lale nazlanma lütfen ya.. tamam iç çamaşırlarınla kal ne güzel işte.. hadi aşkım..
deyince Bülent Bey daha fazla dayanamadı..
Bülent: E çüş artık!!
diye alçak sesle isyan edince onun orada olduğunu unutmuş görünen Batu şaşkın gözlerle ona baktı.. sonra imalı bir sırıtmayla tekrar telefona yöneltti dikkatini..
Batu: Tamam tamam kızma.. benim de kapatmam lazım zaten.. ama bak eve gidince arayacağım, açmazsan bozuşuruz! Yaa hemen mi uyuyacaksın? İyi peki ne yapalım.. tamam surat asmıyorum.. kapris de yapmıyorum! Tamam Laloşcum öpüyorum.. sen benim neremden öpüyorsun peki??
diye sırıttı.. sonra susarak karşı tarafı dinleyip ağız dolusu güldü..
Batu: Bir daha söyle bakayım..
derken ağzı kulaklarına varıyordu..
Batu: Ben senin o “sevgilim” diyen dudaklarını alırım…
derken Bülent Bey’in bakışlarını görünce kendini hemen toparladı..
Batu: Ben senin nerenden öptüğümü mesaj olarak yazacağım şimdi, göreceksin o zaman.. tamam hadi uyu sen.. iyi geceler canım..
deyip telefonu kapattıktan sonra babasından kafasına bir şaplak yedi..

Bülent: Ulan ne arsız şeysin sen be!
diyordu kızgınlıkla..
Bülent: Ne biçim konuşuyorsun öyle kızla?
Batu: Ne var ya sevgilim değil mi o benim..?
diyerek kendini savundu..
Bülent: Lan eşekoğlu eşek insan babasının önünde böyle mi konuşur sevgilisiyle!!
Batu: Napayım ya özledim..!
Bülent: Özlediysen özledin, ne yapalım yani? Böyle sapık gibi konuşman mı gerekiyor!? Azgın herif seni..!
Batu anlamlı bir gülümsemeyle başını salladı..
Batu: Doğru.. biraz ‘sapık’ gibi konuştum di mi?
Bülent: Biraz değil, baya ‘sapık’ gibi konuştun! O kız ufacık tefecik küçük minyon bir şey değil miydi ya? Bu azgınlıkla iliğini kurutmuşsundur sen zavallının!
Batu’nun dudaklarında işini bilen muzur bir kıvrım belirdi.. yeniden eline aldığı rakı kadehini dudaklarına götürürken gözleri tutkuyla parlıyordu..
Batu: Ufak tefek minyon bir şey ama… öyle bir göğüsleri var ki…
diye sırıtarak zevkle kadehinden bir yudum alırken karşısında oturanın kim olduğunu unutmuştu bir kez daha ama kafasına yediği yeni bir şaplakla acı bir şekilde hatırlamış oldu..
Bülent: Çüş ulan çüş!! Oha artık ya!
diye kükremişti babası..
Bülent: Böyle şeyler ulu orta söylenir mi eşek sıpası!!
Batu: E sen sordun ama napayım! Hem Lale hiç de ‘zavallı’ olduğunu düşünmüyor..
diye bir kez daha sırıtınca Bülent Bey’i biraz daha köpürtmüştü..
Bülent: Ne soracağım ben be.. doğru konuş babanla!! 
Batu: Ya tamam tamam kızma..
diyerek alttan almayı denedi.. işe de yaramış gibiydi.. Bülent Bey’in kızgın bakışları yarım dakika sonra eski haline dönmüştü..
Bülent: Bir an önce git şu yüzüğü ver Laloş’a..
deyince Batu afallamış gözlerle babasına bakakaldı..
Bülent: Ne bakıyorsun lan! “Laloş” demiyorlar mıydı ona? Demin sen de dedin hatta?
Batu bir an şaşırsa da sonra onaylarcasına başını salladı..
Bülent: Evlenme teklifi mi edersin, serenat mı yaparsın, yoksa deminki gibi arsız arsız şeyler mi söylersin.. git ne yaparsan yap.. ama zaman kaybetmeden bir an önce yap! Şu haline bak.. yerinde duramıyorsun.. Ferhat olup dağları deleceksin yakında..
derken kendi kadehinden bir yudum aldı..

Batu ise ne söyleyeceğini şaşırmış bir halde şapşal şapşal onu izliyordu..
Bülent: Ne oldu niye sustun? Demin telefonda Laloş’a bülbül gibi şakıyordun..?
dedi dalgasını geçerek..
Batu konuşabilmek için şaşkınlıkla yutkundu..
Batu: Nasıl yani.. sen şimdi.. sen Lale’ye evlenme teklifi etmemi mi söylüyorsun?
derken söylediklerinin gerçek olabileceğine hala inanamıyor gibiydi..
Bülent: Evet.. ben seni hiç böyle görmedim oğlum.. bunca senedir senin tek derdin hep girmek çıkmak oldu.. Anlarsın ya…
dedi kaş göz işaretleri yaparak..
Bülent: Gelsin Ruslar gitsin Moldovyalılar.. turist götürmek için yazları Selçuk’la Turgut’la beraber Marmaris’e gitmeler... daha hap kadar çocukken “baba ben enfeksiyon kapmışım galiba” diye o ağlamaklı suratınla kapıma dayandığını unutmadım..
derken Batu’nun o ağlamaklı suratının taklidini yapınca Batu gülmemek için zor tuttu kendini.. ama sonra yüzünü buruşturdu..
Batu: Abartma ya hap kadar falan değildim, üniversitedeyim..
dedi bu konunun açılmasından duyduğu rahatsızlığı açıkça göstererek..
Bülent: Yalan söyleme lan, lisedeydin!!
Batu: Nereden uyduruyorsun ya lisede falan değildim!!
diyerek sesini yükseltti..
Bülent: Batu bak tepemi attırma benim!
dedi sinirlenerek..
Batu: Ya tamam tamam.. devam et sen hadi..
dedi merakla..
Bülent: Yani diyeceğim o ki.. Sadece yabancılarla değil, Türk kızlarıyla de hep böyleydin sen.. Az mı rezil ettin beni kızlarıyla oynaştığın arkadaşlarıma.. ama hiç böyle görmemiştim seni.. feleğin şaşmış yahu.. Eğer gerçekten bu kadar seviyorsan…?
Batu: Seviyorum..
diye atıldı..
Batu: Çok seviyorum baba..!
diyerek önündeki kadehi tekrar başına dikti..
Bülent Bey ona şöyle bir baktı.. kısa bir an için durup düşündü.. Batu’nun sözlerinin içtenliğini ölçüp tartar gibiydi.. yaptığı kısa değerlendirmeden sonra samimiyetine inanmış olacak ki derin bir nefes alarak
Bülent: Peki o zaman.. bundan sonra ben varım arkanda..
dedi..

Batu duyduklarına inanamıyor gibi bakakaldı babasının suratına..
Batu: Gerçekten mi??
dedi şoka girmiş bir yüz ifadesiyle..
Bülent: Yalan mı söyleyeceğim lan sana, tabii gerçekten!
Batu önce şöyle bir durdu.. duyduklarının gerçek olduğuna inanmakta zorluk çekiyordu.. sonra yerinden kalkıp coşkuyla babasının boynuna atladı..
Batu: Aslan babam benim be!!
derken kafasının güzel olmasının da etkisiyle sımsıkı sarılmıştı babasına..
Bülent: Tamam lan tamam dur sakin ol..
diyerek gülüyordu Bülent Bey..
Bülent: Bu kadar aşıktın da daha önce niye anlatmadın bana eşek sıpası!
Batu: Ya işte ne bileyim..
dedi biraz mahçup bir halde..
Batu: Dedim ya Lale çekiniyordu senden diye..
dedikten sonra birden yeni bir şey hatırlamış gibi hızla geri çekilip babasına baktı..
Batu: Peki ya annem ne olacak..? yardım edecek misin bana??
derken o coşkulu hali birden kaybolmuştu..
Batu: Ya Lale’nin ailesi..? onlar ne olacak?
Bülent bey moral vermek istercesine sırtını sıvazladı oğlunun..
Bülent: Lale’nin ailesi için bir şey diyemem ama… 
dedikten sonra birden durdu..
Bülent: Gerçi annen için de bir şey diyemem.. bu tür konularda ne kadar sabit fikirli olduğunu biliyorsun..
deyince Batu üzgünce başını salladı..
Bülent: Onunla konuşurum.. ikna etmeye çalışırım.. ama bak garanti vermiyorum! İkna olmazsa benden bilme sonra.. anneni sen de az çok tanıyorsun.. kafayı bir şeyi taktı mı kimse aksine inandıramaz onu.. o yüzden fazla umutlanma..
dedi sol işaret parmağını Batu’nun yüzüne doğru sallayarak..
Batu: Neyse bu da yeter şimdilik..
dedi küçük bir gülümsemeyle..
Bülent: Lale’nin ailesine karşı da destek olurum size.. ama bak Batu sen de bunca şeyden sonra “sıkıldım ben..” deyip eski günlerine dönüş yaparsan, beni annene ve Lale’nin ailesine karşı rezil edersen..  o kızı üzersen senin kafanı kırarım!!
dedi hiddetle..
Batu: Üzmeyeceğim.. Lale’yi bir daha üzmeyeceğim artık..
dedi kendinden emin bir şekilde..
Bülent: E hadi inşallah.. ama bir an önce Lale’yle beni tekrar tanıştırıyorsun ona göre..!
Batu: Tamam merak etme sen..
dedi gülerek.. üstünden büyük bir yük kalkmıştı sanki.. babasıyla konuşmanın bu kadar iyi geleceğini bilse çok daha önceden anlatırdı ona her şeyi.. tüy gibi hafiflemişti..
Bülent: Beyrut’a da gideceğiz ayrıca!
Batu: Olur gideriz..
diye gülümserken sanki Lale’nin Beyrut’a gidişleri yüzünden hem ona hem kendine dünyayı dar eden adam kendisi değildi.. ama Lale kendisiyle evlendikten sonra, Beyrut’a onunla beraber gittikten sonra dünya umrunda değildi.. hatta gerekiyorsa Beyrut’a bile yerleşebilirlerdi!
Bülent: Hadi geç yerine otur da şu işi en başından bir anlat bakayım bana.. ne ara böyle kör kütük aşık oldun sen duymak istiyorum!
deyince Batu yine gülerek başını salladı..

Belli etmemeye çalışsa da duygulanarak oğluna baktı Bülent Bey..
Bülent: Ben de kim evlenir bu düdük makarnasıyla diyordum ama… beni şaşırttın Batu.. kedi olalı bir fare yakalamayı becerdin sonunda galiba..
diye sırtına vurunca Batu bir şey söylemeden yine güldü.. öyle keyifliydi ki babası şu an ne söylerse söylesin gülecekti zaten.. Tam kendi yerine geçmek üzere hareketlenmişti ki babası kolundan tuttu..
Bülent: Yalnız benim bir şartım var..
dedi ciddiyetle..
Batu: Neymiş o?
derken babasının kararından vazgeçtiğini düşünerek tedirgin olmuştu..
Bülent: O akça pakça torunu en kısa zamanda kucağımda istiyorum ben..!
Batu önce ne diyeceğini bilemeden bakakaldı.. sonra rahatlayarak gülmeye başladı..
Batu: İstediğin bu olsun baba ya.. o akça pakça torunu büyük bir zevkle veririm kucağına, sen hiç kafanı yorma.. ondan kolay ne var.. ayıla bayıla yapacağım torununu, sen o işi oldu bil..
diyerek imayla sırıtınca Bülent Bey bir şaplak daha patlattı kafasına..
Bülent: Sırıtma lan öyle..! Kız olsun ama.. hatta Lale’nin küçük bir yeğeni vardı ya bıcır bıcır konuşan.. sana “Batuş” diyordu hani.. onun gibi bir şey olsun tamam mı?? Şöyle mavi gözlü, bembeyaz, pamuk gibi bir şey olsun..
derken sipariş veriyormuş gibi hayalindeki o ‘akça pakça torun’u tarif ediyor gibiydi..
Batu: Olsun baba olsun..
diye hülyalı hülyalı gülümsedi.. aynı şeyi o da istiyordu.. hem de her şeyden çok…



Ve bu konuşmadan sonraki bir haftayı Lale’ye nasıl bir evlenme teklifi yapacağını düşünerek geçirmişti.. ama bir türlü karar verememişti.. aslında Lale’ye önce ilişkilerini babasına açıkladığını ve onun desteğini aldığını anlatmak istiyordu.. ama işte hiçbir şey planladığı gibi gitmemişti.. Adana’ya inip de Lale’yi görünce evlenme teklifi falan aklından uçup gitmişti.. onu ne kadar özlediği ve özlemini bir an önce gidermek istemesi dışında bir şey düşünemiyordu.. Eve geldiklerinde aklında sadece üst kattaki yatak odasına gitmek ve Lale’yle saatlerce delicesine sevişmekti.. ama Lale elinden tutup heyecandan ışıl ışıl parlayan gözlerle limon çiçeklerini gösterince dayanamamıştı.. hiçbir zaman sabırlı bir insan olmamıştı zaten ama bu beklenmedik hareketiyle kendini bile şaşırtmıştı! O an içinden geçen ne varsa söylemişti Lale’ye.. belki de böylesi daha iyi olmuştu? Bilmiyordu.. şu an için tek bildiği Lale ‘evet’ten başka bir şey derse darmadağın olacağıydı..

Ama Lale hala bir şey söylemiyordu.. şaşkınlıktan kocaman açılmış gözleriyle elindeki yüzüğe bakıyor ama hiç sesi çıkmıyordu.. dçrt bir yanı limon çiçeklerinin kokusuyla sarılmış bu terasta, apartmanın hemen ilerisindeki denizin dalga seslerinin altında, terasın diğer ucuna asılı tahta rüzgar çanının çıkardığı takır tukur ezgiler eşliğinde, hiçbir şey söylemeden karşı karşıya duruyorlardı.. ve bu şekilde geçen her saniye Batu’nun ömründen birkaç yıl birden götürüyordu!! Ya Lale ‘hayır’ derse..? Ne yapardı o zaman? Lale teklifini kabul etmediği takdirde ne yapacağını, nasıl davranacağını hiç düşünmemişti ki.. Lale ‘hayır’ derse… ne olacaktı şimdi.. ayrılacaklar mıydı?
İşte bu ihtimal aklına düşüne daha fazla susamadı Batu..
Batu: Lale..
dedi fısıltı gibi bir sesle..
Onun sesiyle Lale daldığı hayal aleminden uyanıp kendine gelir gibi oldu.. bakışlarını yüzükten çekip Batu’nun yüzüne sabitleyerek yutkundu..
Lale: Beni gerçekten bu kadar çok seviyor musun??
derken sesi titriyordu..
Batu hala derdini anlatamamış olmanın verdiği sıkıntıyla içini çekti.. acı acı gülümsedi..
Batu: Bunu hala nasıl sorabildiğini anlamıyorum.. ama evet.. seni gerçekten bu kadar çok seviyorum Lale.. biliyorsun bunu.. bilmemen imkansız!

Lale belli belirsiz başını salladı.. elbette biliyordu.. hayatı boyunca kimseyi Batu gibi sevemeyeceğini de biliyordu.. bu anın tekrarı olmayacaktı.. bir daha asla limon çiçeklerinin altında sırılsıklam aşık olduğu adamdan evlenme teklifi almayacaktı.. çünkü o adam Batu’ydu.. başkası olmayacaktı.. Batu’suz yapamayacağını da biliyordu.. belki, belki Batu yapardı ama kendisi yapamazdı.. bunu denemiş, görmüştü.. ve bir kez daha deneyemeyeceğini biliyordu.. aslında zaman zaman kendini kötü hisettiği olmuyor değildi.. Batu’yu bu kadar sorunla boğuşmak zorunda bıraktığı için üzülüyordu.. belki annesinin istediği gibi kendi dininden kendi mezhebinden bir kadınla çok daha mutlu olurdu..? ama açıkçası bu ihtimal Lale’nin umrunda bile değildi!! Tıpkı askere gitmeden önce kendisine gönderdiği son mesajda Batu’nun yazdığı gibi… Batu’nun onsuz mutlu olmasını istemiyordu.. istemiyordu işte! Belki de şu an ailesini düşünüyor olması gerekirdi.. onların asla onaylamayacağı birinden evlenme teklifi almışken onları da düşünerek karar vermesi gerekirdi.. ama açıkçası ne ailesi ne de bir başkası umrunda bile değildi..!
Batu’nun beklenti dolu bakışlarını görünce içi burkuldu.. yoksa onu reddedeceğinden mi korkuyordu? Gözlerinde nadiren gördüğü o kırılgan bakışların sebebi bu muydu?

Batu’nun avucunun içinde duran parmaklarını hareket ettirerek elini okşarken gülümsüyordu..
Lale: Peki diyelim ki ben sana ‘evet’ dedim..
Batu: ‘Diyelim ki’??
diye sordu kaşlarını yukarı kaldırarak..
Lale: Evet ‘diyelim ki’..
Batu: Henüz demedin yani?
Lale: Cık..
diyerek başını salladı..
Lale: Demedim.. ama eğer dersem… sözünü tutacak mısın?
Batu kafasının karıştığını belli eden bir ifadeyle sordu..
Batu: Ne sözü?
Lale: Beni aldatmayacaktın ya hani, söz vermiştin.. o sözü diyorum..
Biraz önce vücudundaki her bir sinir ayrı ayrı gerilmiş olan Batu aynı hızla gevşeyiverdi..
Batu: Bunu kuru lafla değil de davranışlarımla göstermeyi tercih ediyorum desem?
Lale: Yaa.. nasıl olacak o?
Batu: Seni aldatmayacağımı yaşayarak görmen için önce teklifimi kabul etmen lazım.. öyle olacak işte..
Lale bir an bunu ciddi ciddi değerlendirir gibi durup düşündü.. sonra Batu’ya baktı..
Lale: Peki yaşayarak görürsem… bir gün o uzun ‘eski sevgili’ listende ben de yerimi alacak mıyım??
Avucunun içindeki eli alıp dudaklarına götürdü Batu..
Batu: Hayır.. hiçbir zaman..
Lale: Hiçbir zaman derken..? Hiçbir zaman eski sevgilin olmayacağım, öyle mi?
Batu: Cık..
dedi Lale’nin yaptığı gibi..
Batu: Olmayacaksın.. sen hep benim ‘sevgilim’ olacaksın.. karım olacaksın.. benim ‘Lalem’ olacaksın..
deyince Lale tepeden tırnağa ürperdiğini hissetti.. Batu’nun Lale’si olmak… galiba hayatta en çok istediği şeydi..
titreşen kirpiklerinin altından ona baktı uzun uzun..
Lale: Tamam o zaman..
dedi sonra..
Batu: Neye tamam?
dedi emin olmak istercesine..
Lale omuzlarını silkti..
Lale: Önce bir daha sor.. sonra görürsün neye tamam olduğunu..
deyince Batu güldü.. elini tekrar dudaklarına götürdü.. sonra gözlerinin içine baktı.. terasın loşluğunda iyice siyaha çalan gözleri Lale’nin mavilerini hapsetti uzunca bir süre.. ve sonunda konuştu..
Batu: Benimle evlenir misin Lale?
Lale tuttuğu nefesi bıraktı..
Lale: Evet!
dedi..

ve dediği anda kendini Batu’nun kollarında buldu.. yüzünün her yerine deli gibi öpücükler bırakıyordu.. o öpücükler yüzünden boynuna doğru inmeye başlayınca Lale de kıkırdamaya başladı.. kendini o kadar mutlu hissediyordu ki.. başka bir şeydi bu, tarifi yoktu..
o güldükçe Batu daha çok öpüyordu.. Lale’nin gülüşü tadına doyamadığı bir huzurla dolduruyordu içini.. aylardır ruhunu kemiren o boğucu duygu buhar olup gitmişti.. gönülsüzce de olsa geri çekilip Lale’nin yüzüne baktığında onun da gözlerinin ışıldadığını görünce ayakları adeta yerden kesildi..
Batu: Yüzüğünü takacağım..
dedi soluk soluğa..
Lale gülümseyerek başını sallarken dayanamayıp dudaklarına gömüldü.. yüzüğü Lale’nin parmağına geçirdikten sonra yapacaktı bunu güya ama… yine dayanamamıştı işte.. bir ‘evet’ deyişiyle kendisini ne kadar mutlu ettiğini göstermek istercesine, ciğerleri havasızlıktan isyan edene kadar uzun uzun öptü onu.. geri çekildiğinde Lale’nin göz kapaklarını güçlükle aralayarak kendine gelmeye çalıştığını görünce gülümsedi..
Batu: Ah Lale..
diye iç geçirerek ona sarıldı..
Lale hemen sıcağına sokuldu, kollarını beline doladı, başını göğsüne sakladı.. bu anı doyasıya yaşamak, ilerde dönüp baktığında en küçük ayrıntıyı bile hatırlamak istiyordu..
Bir süre öyle kaldılar.. sonra Lale yavaşça sıyrıldı Batu’nun kollarından..
Elini uzatıp
Lale: Hani yüzüğüm??
diyerek güldürdü Batu’yu..
Yüzüğü kutusundan çıkardıktan sonra Lale’nin elini tuttu Batu.. dudaklarına götürdü.. sonra o incecik parmağından geçirdi yüzüğü.. ve tekrar öptü elini..
Batu: Bu hep burada kalacak tamam mı?
Başını salladı Lale..
Batu: Peki doğru söyle, beğendin mi?
Lale hayran hayran parmağındaki yüzüğe baktı..
Lale: Bayıldım..
dedi gerçekten de baygın çıkan bir sesle.. sonra parmakucunda yükselerek vücudunu Batu’nunkine yaslayıp kollarını boynuna sardı.. gözlerinin içine baktı.. sonra yavaşça kulağına doğru eğilip fısıldadı..
Lale: Hadi yatak odasına gidelim.. 
derken tenine çarpan nefesinde öyle karşı konulmaz bir şey vardı ki Batu’yu iyice baştan çıkardı..

Bacaklarını kavradığı gibi onu havaya kaldırarak kucağına aldı.. Lale de çok geçmeden bacaklarını beline doladı.. terastan yatak odasına geçerlerken Lale Batu’nun kulağının altına arka arkaya öpücükler bırakıyor, saçlarını okşarken bir yandan da kulağına “Ben seni daha çok seviyorum biliyorsun di mi?” diye fısıldıyordu.. Odaya girdiklerinde onu yatağa bırakırken bir an bile daha bekleyemeyeceğini hissediyordu Batu.. Eve girdiklerinden beri Lale’nin üstünde olan trençkotu hırpalayarak çıkarıp atarken, elleriyle Lale’nin ellerini başının iki yanına sabitleyerek  üstüne eğildi.. Hırıltılı bir sesle
Batu: Nereden bileceğim senin daha çok sevdiğini?
dedikten sonra dudaklarına daha fazlasını arayan şehvetli bir öpücük kondurdu.. sonrasında Lale’nin gömleğinin asansörde açamadığı düğmelerini de hızla açmaya çalışırken Lale de çıldırtıcı dokunuşlarla ensesini okşayarak onu deli ediyordu.. Batu gömleğinden sonra içindeki askılı bluzu de çıkarırken yavaşça güldü..
Lale: Çünkü sana bir sürprizim daha var..
dedi son derece baştan çıkarıcı bir sesle.. ya da Batu’nun biraz daha baştan çıkası vardı ve bu yüzden Lale’nin sesinden bile tahrik oluyordu!
Batu’nun yüzünü yamuk bir gülümseme kapladı..
Batu: Neymiş o?
Lale: Bluzumden önce eteğimi çıkar, belki anlarsın..
demesiyle beraber Batu’nun elini bacaklarına atması bir oldu..
Batu hızla eteğini bacaklarından yukarı doğru sıyırmaya çalışırken Lale de onun gömleğinin düğmelerini açmakla uğraşıyordu.. ama o an o kadar sabırsızdı ki ilk üç düğmeden sonrasını açmayı bir türlü becerememişti.. o da gömleği iki yanından tutup sertçe çekerek bütün düğmelerini koparmayı seçti.. Gömleğinin düğmeleri birer birer yatağın üstüne dağılırken Batu aleni bir şekilde sırıtıyordu..
Batu: Bak yavaş yavaş öğreniyorsun işte.. diyorum sana ‘çömez’lik günlerin geride kaldı diye..
derken ellerini belinin arkasından geçirerek eteğini çekiştirmeye devam ediyordu.. sonunda etek Lale’nin belinde toplandığında, bir de Lale üstündeki askılı bluzu çıkarıp atınca Batu’nun resmen gözü kararmış, bakışları koyulaşmış, soluğu hızlanmıştı.. çünkü Lale’nin üstünde şu an yalnızca ona aldığı ilk iç çamaşırı takımı vardı..
Batu: Lale çıkar şu eteği..
diye hırlayarak eteğini bir kez daha çekiştirdi..
Batu: Çıkar şunu!!
derken öyle gözü dönmüştü ki eteği yırtmacından yırtıverdi..

Lale ise bu konuda ondan çok daha becerikliydi.. ayrıca sanki bu gece Batu’dan bile daha istekliydi.. Becerikli parmakları Batu’nun kemerini çözüp pantolonunu çıkarırken terastaki lambaların loş ışığıyla aydınlanan odada parlıyordu Batu’nun biraz önce taktığı yüzük.. Batu’nun ağırlığının altında daha şimdiden yılan gibi kıvrılan bedeni, Batu büyük bir iştahla önce dudaklarına, sonra boynuna, sonrasında da göğüslerine gömüldüğünde yay gibi gerilmişti.. Vücudunun her bir noktasını okşayan Batu’nun elleri onu o kadar iyi tanıyor, hangi noktaya ne zaman ve nasıl dokunacağını öyle iyi biliyordu ki bu dokunuşlardan inanılmaz zevk alan Lale nefes nefese inlemekten kendini alamıyordu.. Batu dudaklarını, Lale için kendi elleriyle seçtiği o dantelli sutyenin üzerinden göğüslerinin üstünde gezdirmeye başladığında Lale artık yüksek sesle inildemeye başlamıştı.. kendinden geçmiş gibi Batu’nun sırtını ve belini okşayıp duruyor, her okşayışıyla onu biraz daha ateşliyordu.. Dudaklarıyla Lale’nin göğüsleri arasındaki bu belli belirsiz dantelli bariyere daha fazla dayanamayan Batu hızla ondan kurtularak dudaklarını bu kez Lale’nin bembeyaz tenine değdirdiğinde ise Lale boğuk bir çığlıkla tırnaklarını Batu’nun sırtına geçirdi.. Batu elleri ve dudaklarıyla daha aşağılara doğru ilerlerken Lale’nin aklındaki tek şey, hiçbir şeyin kendisini ‘Batu’nun Lale’si olmak’ kadar iyi hissettiremeyeceğini artık çok iyi biliyor olduğuydu.. aslında belki de hep biliyordu ama bunu bu kadar kolay kabullendiğini ancak fark edebilmişti.. çok kısa bir an içinde yaşadığı bu aydınlanma fazla uzun sürmedi.. Batu’nun öpücükleri bir şey düşünmesine olanak vermiyordu çünkü.. son yaşananlardan sonra ikisinin de öpüşleri daha yoğun, dokunuşları daha tutkuluydu.. terastan gelen limon çiçeklerinin kokusuyla her zamankinden bile daha büyük bir şehvetle defalarca seviştiler o gece..

penelope:

127.

Sabah olduğunda terasta dolaşan güvercinlerin sesleriyle gözlerini aralayan Lale yastığın üzerine koyduğu elinin yüzük parmağında parlayan yüzüğü gözüne çarptığında, yüzünün geniş bir gülümsemeyle aydınlanmasına engel olamadı.. Ne tuhaftır ki şu yüzüğün varlığı ona hiç garip gelmiyordu.. sanki daha birkaç saat önce olanlar hayatında yeni bir sayfa açıldığının habercisi değildi de uzun zamandır devam eden ve çoktan uyum sağlayıp alıştığı bir durumun devamıydı.. Halbuki Batu’nun evlenme teklifi edeceğini hiç beklemiyordu.. aklının ucundan bile geçmemişti.. Herhangi bir karar almadan önce Batu’nun kendisi gibi uzunca bir süre düşünüp taşınma taraftarı olmadığını ve daha çok anlık kararlar verip bunları yine anlık olarak uygulamayı tercih ettiğini biliyordu.. ama sonuçta evlilikti bu, boru değil.. hem de kendi durumlarında oldukça riskli, hayati önem taşıyan bir evlilikti.. ve Batu bütün hayatını etkileyecek evlenme teklifini yapmadan önce kim bilir ne kadar düşünmüş, ne gel-gitler yaşamıştı.. dün akşam “benimle evlenir misin Lale?” deyip sustuktan sonra gözlerindeki ‘ne olur hayır deme’ diye yalvaran bakışları anımsayınca gülümsedi.. dönüp Batu’ya baktı.. bir kolunu uzatıp belinin üstüne atmış, diğer koluyla ise yastığına sarılmış, ağzı hafif aralık derin derin uyuduğunu görünce tekrar gülümsedi.. Her sabah böyle oluyordu, uyumadan önce birbirlerine sarılmış olsalar bile ikisi de uyku esnasında fazla hareketli oldukları için hiçbir zaman uyudukları gibi uyanmıyorlar, biri yatağın bir ucundayken diğeri öbür ucunda oluyor ama Batu uykusunun arasında bir şekilde ya bacağını ya kolunu Lale’nin üstüne atmayı başararak aklınca onun kendisini uyandırmadan yataktan kalkmasına engel olmayı beceriyordu.. yetişkin bir erkek bedenine sıkıştırılmış küçük bir çocuk gibiydi.. hatta Daniel’dan farkı yoktu! Onu uyandırmamak için dikkat ederek usulca yanına sokulup çıkmaya başlamış sakallarının üzerinden yanağına sessiz bir öpücük kondurdu.. sonra diğer yanağına da.. sonr çenesine, çenesinin altına.. şakaklarına.. Batu hala uyanmayınca tekrar kendi tarafına çekildi.. parmağındaki yüzüğe baktı..

Dün akşamdan beri içinde hissettiği tarifi zor mutluluğun yanı sıra yavaş yavaş yoğun bir sıkıntı çökmeye başlamıştı üstüne.. Bu yüzüğün ne anlama geldiğini çok ama çok iyi biliyordu.. artık ailesiyle konuşması gerekiyordu, bunu daha fazla erteleyemezdi.. Batu’ya ‘evet’ demişken, onun yüzüğünü parmağına geçirmişken artık ilişkilerini daha fazla saklayamazdı.. aylardır hep uygun zamanı bulmaya çalışmış, babasının karşısına geçip neler söyleyeceğini hazırlamak için kendini zorlamıştı ama babasıyla yapacağı konuşmasının nasıl geçeceğini düşünmek bile onu fena halde korkutuyordu; işte sorun da buradaydı! Aslında bu evlilik teklifi bir bakıma iyi olmuştu, aksi takdirde daha uzunca bir süre cesaretini toplayamayacağını ve bu ilişkiyi ailesine bir türlü açıklayamayacağını biliyordu! Oysa artık bunu yapmak zorundaydı… ayrıca şunu da kabul etmesi gerekiyordu ki bu süreç boyunca Batu umduğundan çok daha anlayışlı ve sabırlı davranmıştı.. Barışmalarının ertesi günü Arsuz’da denize girerken yaşadıkları tartışma ve Melisler’in düğünündeki atışmalarından sonra bu konuyu açmamış, bir daha hiç “Babanla ne zaman konuşacaksın?” diye üstüne gelerek onu sıkıştırmamıştı.. ama bu sefer de Lale kendini kötü hissetmeye başlamıştı çünkü Batu haklıydı.. düpedüz oyalıyordu onu işte! Barışmalarının üzerinden tam tamına on ay geçmişti ama o hala babasıyla konuşmaya cesaret edememişti, bu gidişle edeceği de yoktu.. bu kadar cesaretsiz, bu kadar korkak olduğu için kendinden nefret ediyordu.. Batu’nun bu şaşırtıcı anlayışı ve hiç üstüne gelmeyişi kendini daha da berbat hissetmesine yol açıyordu.. Zorluyordu kendini.. İskenderun’a her gidişinde ‘bu defa babamla konuşacağım’ diye kendi kendine kararlar alıyor ama asla uygulayamıyordu.. Daha kolay olabileceğini düşünerek birkaç kez annesiyle konuşmayı denemişti ama bu girişimleri de sonunda hep hüsranla sonuçlanmıştı.. lafı eveleyip gevelemiş, bir türlü konuya giremeyerek annesi Mina Hanım’ın içine fenalık getirmişti.. bu korkaklığıyla kendi içine de fenalık getiriyordu zaten! Ama konuşamıyordu işte..

Aslında içten içe Levin’in her şeyi babasına anlatmasını ve Batu’ya aşık olduğunun bu şekilde ortaya çıkmasını istemiyor değildi… böylece kendi bunu açıklamaktan kurtulacaktı! Ama bu seçeneğin doğurabileceği sonuçlar aklına gelince bunu düşündüğü için bile anında pişman oluyordu.. Levin’le tam on aydır hiç konuşmuyorlardı.. yani Batu’yla barıştıklarından beri. ama Melisler’in düğününde yüzüne haykırdığı hakaretler dün gibi aklındaydı.. ve aynı hakaretleri, babasına Batu’yla olan ilişkilerini anlatırken de kullanabileceğini düşündükçe midesi ağrıyordu.. İşte bu yüzden Levin’e ne kadar kırgın olsa da çenesini tutup babasına bir şey anlatmadığı için minnettardı ona.. ama kardeşini de çok özlemişti.. Melisler’in düğününde aralarında geçenlerden önce o kadar içli dışlı bir ilişkileri vardı ki birbirlerinin hakkında her şeyi bilirlerdi.. aralarındaki yaş farkı çok azdı, kardeşten ziyade ikiz gibi büyümüşlerdi neredeyse.. oysa şimdi konuşmuyorlardı.. birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı.. ne olmuştu o ikiz gibi büyüyen iki kardeşe..? Ablası Müslüman  birine aşık oldu diye nasıl onu silip atabilmişti Levin? Bu kadar kolay mıydı.. Lale gözünde bu kadar değersiz miydi? Tamam Batu’yu onaylamasını ya da bağrına basmasını beklemiyordu ama hiç değilse ablasına karşı biraz daha hoşgörülü olamaz mıydı? Olamamıştı işte…

Noel’de kimse bir şey anlamasın diye yalandan birbirlerini öpüp şöyle bir sarılmışlar ama yine iki çift laf etmemişlerdi.. halbuki sonradan Mina Hanım’ın her şeyin farkında olduğu ortaya çıkmıştı.. Neden birbirleriyle konuşmadıklarını öğrenmek ve ikisini barıştırmak için ısrarla ağızlarından laf almaya çalışıyor, Lale’yi görmek için Mersin’e her gelişinde bu konuyu açarak bilmeden biraz daha üzüyordu kızını.. Anlaşılan Levin’den de bir şey öğrenememişti.. iki hafta sonra Paskalya vardı ve Lale Paskalya’da bile kardeşiyle birbirlerinin suratına bile bakmayacaklarından emindi.. ve bütün bunlar onu ölesiye korkutuyordu.. Batu’yla birlikte olduğunu öğrendikten sonra kendisiyle tek kelime bile konuşmayan Levin, şimdi onun evlenme teklifini kabul ettiğini bilse ne yapardı acaba? Bu hep böyle mi olacaktı? Artık hiç konuşmayacaklar mıydı? Peki ya diğerleri… abisi, yeğenleri, Melisa… sonra anneannesi… annesi… ve tabii ki babası… Batu’yla evlendiği takdirde bir daha kendisiyle konuşmayacaklar mıydı? Son zamanlarda Levin’le olan durumları aklına  geldikçe bir de bu sorular kemirmeye başlamıştı aklını.. Babası Müslüman biriyle evlendi diye hayatından çıkarıp attığı kuzenine yaptığını kendi öz kızına da yapar mıydı? Batu’yla kendi başlarına bir aile kurmak için yola çıkarken kendi ailesini bu yüzden kaybedecek miydi? Batu’yla beraber bir hayatı kabul ederken ailesini gözden çıkarmak zorunda mı kalacaktı.. Batu’dan başka kimsesi olmayacak mıydı yanında? peki bunu göze alabiliyor muydu?

Bunları düşünerek dalgın gözlerle parmağındaki yüzüğe bakarken gözlerinin dolduğunu fark etmemişti.. sessizce içini çekerek elinin tersiyle gözlerinin altını silerken arkadan belini saran kollar ve ensesine bırakılan öpücüklerle hafifçe gülümsedi..
Lale: Ne zaman uyandın?
dedi elinden geldiğince ona doğru dönmeye çalışarak..
Batu: Şimdi..
diye uykulu bir sesle mırıldanarak yüzünü saçlarına sürterken sakalları da ensesine batmaya başlayınca Lale güldü..
Lale: Sakalların batıyor gene..
dediği anda Batu onu sırt üstü çevirip üzerine yaslandı..
Batu: Sakallarımı boşver de..
dedi hırıltılı bir sesle..
Batu: Uyumadan önce yaptıklarımıza biraz daha devam etsek?
derken elleri Lale’nin karnında küçük daireler çiziyordu..
Lale: Ne yapıyorduk ki uyumadan önce?
dedi anlamamazlıktan gelerek..
Batu: Göstereyim mi?
diye sırıtırken ellerini yukarıya göğüslerine doğru kaydırmıştı..
Lale: Hayır gösterme..
diyerek ellerini itmeye çalıştı..
Lale: “Ne yapmak istediğini açık açık söylemezsen hiçbir şey yapmayız” diye beni tehdit etmeyi biliyordun, şimdi de sen açık açık söyle o zaman..
Batu: İstediğin o olsun sevgilim ya, ne var bunda.. ben sen miyim, söylerim tabii.. sizin için de uygunsa biraz daha sevişebilir miyiz Lale Hanım??
diyerek son derece ciddi bir surat ifadesiyle gözlerine bakınca Lale gülüverdi, kollarını boynuna sardı..
Lale: Tabii olur Batu Bey.. buyurun lütfen..
deyince Batu yüzüne öpücükler bırakmaya başlamıştı ama Lale yine kıkırdayarak onu üstünden itip arkasını döndü..
Lale: Ya ama önce git traş ol nolur! Bin kere dedim sakallarını bana sürtme diye! yine kızaracak her yerim..
Batu: Kızarsın.. herkese de söylersin ‘sevgilim yaptı’ diye..
diyerek umursamazca tekrar çenesindeki sakalları sürttü Lale’nin ensesine ve boynuna..
Lale: Hayır kızarmasın! Kimseye de söylemeyeyim!
diyerek kollarından kurtulmaya çalıştı ama Batu’nun ablukasından sıyrılmak öyle pek kolay değildi..
Batu: Rahat dur bak sen böyle debelenince traş olmaktan çok daha başka şeyler geliyor aklıma!!
dedi boğuk bir sesle.. Lale kollarının arasında kıpırdanıp durdukça güne yeni uyanan ve baştan çıkarılmaya dünden hazır olan bedeni feci halde uyarılıyordu çünkü..!
Lale: Ne gibi şeyler geliyor aklına mesela?
diye işveyle gülerek debelenmeyi bırakıp kollarının arasında ona doğru döndü..
Batu: Bak böyle kelime oyunu yapma bana Lale, “her yerim kızardı senin yüzünden” diye ağlarsın sonra..
derken bu kez de sakallarını yüzüne sürtünce Lale gıdıklandığı için gülerek itmeye çalıştı onu ama pek bir ilerleme kaydedebildiği söylenemezdi..
Lale: Ne zaman ağladım ben ya.. yapma şunu Batu yapma!!
diyerek küçük bir kahkaha attı..
Batu: Ne yapayım peki? Bunu yapayım mı?
dedikten sonra dudaklarını dudaklarının arasına aldı..
Batu: Yapabilir miyim.. izin var mı?
diye sordu sonra..
Lale gözlerini kırpıştırarak
Lale: Hı hı..
diye soluk soluğa başını sallayınca Batu’nun yüzünde imalı bir sırıtma belirdi..
Batu: Lale çok fena bir şey oldun sen ha.. çok kötü baştan çıkarıyorsun beni haberin olsun..
Lale alaycı bir gülümsemeyle gözlerinin içine baktı..
Lale: Ne oldu bu kadarı fazla geldi galiba.. bundan sonra benimle baş edemeyeceğinden mi korkuyorsun?
demesiyle beraber Batu onu sırt üstü devirip bileklerinden tuttuğu ellerini başının üstünde sabitleyerek üstüne uzandı..
Batu: Hem beni böyle kışkırtıyorsun hem de sonra yok sakalların batıyor yok ben çok yoruluyorum diye mızıldanıyorsun!
derken çoktan üstüne abanmıştı..
Lale cevap vermeye gerek duymayarak dudaklarına yapışınca birbirlerine karışan nefes sesleri ve yatak çarşafından gelen hışırtılar dışında bir sessizlik kapladı odayı.. Lale tam kendini tamamen Batu’nun öpücüklerine bırakarak aklını onun dışındaki her şeye kapamak üzereydi ki dün akşam yatak odasının kapısının dibinde yere fırlattığı çantasının derinliklerinden gelen telefonun titreşim sesini duydu… ve aklına gelen şeyle birlikte gözleri kocaman açıldı..

Lale: İnanmıyorum… Tina!
diyerek Batu’nun dudaklarınadn ayrıldığı gibi onu üstünden itmeye çalıştı..
Batu ise kendini tam kaptırmışken birdenbire neye uğradığını şaşırmış, tek kelimeyle afallamıştı..
Batu: N-ne oluyor ya?
diye kekelerken Lale’nin kendisini itmeye çalıştığını fark edince kaşları çatıldı..
Batu: Lale ne yapıyorsun sen??
Lale ise çoktan yataktan fırlamıştı bile o sırada.. yatağın yanındaki koltuğun üzerinde duran sabahlığını aceleyle sırtına geçirip çantasına doğru koşuşturdu..
Batu: Nereye gidiyorsun sen.. beni böyle bırakıp gidemezsin..! gel buraya!
diye hayretle arkasından seslenirken Lale çoktan çantasının altını üstüne getirerek telefonunu aramaya başlamıştı.. dün akşam Batu’yu havaalanından aldıktan sonra kimse arayıp rahatsız etmesin diye telefonunu sessize almanın ceremesini şimdi çekiyordu işte!
Batu: Lale sana diyorum! Beni bu halde bırakıp niye yataktan fırladın öyle ya!?
dedi sertçe..
Lale: Telefonum çalıyor çünkü!!
derken deli gibi çantasını karıştıyordu..
Batu: E çalsın yani ne olacak.. her çalan telefonu açmak zorunda mısın!? Hem kim arıyor seni sabahın bu saatinde?
Lale: Melisa’nın kardeşi!
derken sonunda telefonunu bulunca rahat bir nefes aldı..
Batu ise onun aksine hiç de rahatlamış görünmüyordu.. hatta tam tersine Lale’nin kendisini o halde yatakta bırakıp gitmesine inanılmaz içerlemişti.. söylenip duruyordu..
Batu: Melisa’nın kardeşine başlayacağım artık ama ben..! Ne bu böyle ya!?! Bir an bile huzur vermiyorlar.. Ya baban ya abin ya annen ya anneannen ya Melisa… onlar olmazsa Melisa’nın kardeşi! İnsan bir duruş düşünür bu saatte aramadan önce ya.. ayıp be!
Lale: Batu tamam haklısın özür dilerim ama ne olur iki dakika ses çıkarmadan bekle.. lütfen!
dedi ve telefonunun açma tuşuna basarak kulağına götürdü..
Lale: Alo Tina.. günaydın!
diye panikle konuşmaya başlayınca Batu homurdanarak kendini sırt üstü yatağa bıraktı..
Lale: Yok yok çoktan uyandım da… aradığını duymamışım kusura bakma.. nerdesin sen? Beş dakikaya burada mısın??
derken başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibiydi..
Lale: Tabii tabii gel hadi bekliyorum ben.. görüşürüz!
deyip telefonu kapatmasıyla beraber kendini giyinme odasına atması bir olmuştu.. bir yandan da Batu’ya laf yetiştiriyordu..
Lale: Aşkım bak çok özür dilerim.. gerçekten çok özür dilerim! Ama dün akşam sen gelmeden önce arayıp emrivaki yaptı bana.. “sabah sana kahvaltıya geleceğim” diye tutturdu.. tamamen unutmuştum, şimdi telefon çalınca aklıma geldi.. bir şey uydurup başımdan savayım diye düşünüyordum ama “beş dakikaya ordayım” deyince bir şey diyemedim..
derken duşa girecek vakti olmadığı için üstüne siyah bir elbise geçirivermiş, altına külotlu çorap giymekle uğraşıyordu..
Lale: Kızdın mı bana doğru söyle!
diyerek çorabını çekiştirirken giyinme odasından çıkıp yatağın yanına geldi..
Batu çatılmış kaşlarının altından ona ters ters baktı..
Batu: Yok canım hiç kızmadım, niye kızayım? Evlenme teklifimi kabul ettiğin gecenin sabahında benimle olacağına Allah’ın Tina’sıyla kahvaltı ediyorsun.. hem de beni yatakta bu halde bıraktıktan sonra! Niye kızayım ki yani.. Kızacak ne var bunda??!
dedi imalı kızgın bir sesle..
Lale: Haklısın.. haklısın.. ne desen haklısın! özür dilerim..
dedi panik içerisinde..
Lale: Ama dedim ya, ben onu kahvaltıya çağırmadım ki.. o kendi kendini davet ettirdi.. hatta davet bile ettirmedi, direk “yarın sana kahvaltıya geleceğim” dedi.. çok özür dilerim sevgilim!
deyip tek dizini yatağın üstüne dayayarak Batu’nun üstüne eğildi ve dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı..
Lale: Sonra telafi edeceğim söz!
derken Batu onu hazırlıksız yakalayarak tek bir hamlede kucağına çekmişti..
Batu: Edeceksin tabii!
diyerek o küçük öpücüğü devam ettirmek niyetindeydi ama Lale telaşla onu itti..
Lale: Tamam edeceğim ama şimdi değil! Ne olur biraz halden anla Batu ya daha yüzümü bile yıkamadım!
deyince Batu sabırla içini çekerek kollarını gevşetip onu bıraktı.. Lale de ok gibi yataktan doğrularak hızlı adımlarla banyoya koşturdu..

Biraz sonra ağzında diş fırçasıyla tekrar yanına gelmişti.. hızla dişlerini fırçalarken bir anlığına fırçayı ağzından çıkarıp
Lale: Ben şimdi “ofise gitmem lazım bugün çok işim var” falan deyip bir şekilde onu yollarım.. ama sen de o gidene kadar ses çıkarma ve sakın aşağıya inme tamam mı!
diye hızlı hızlı konuşsa da ağzının diş macunuyla dolu olması nedeniyle söyledikleri kolay anlaşılır net sözcüklerden çok bir nevi homurdanmaya benzemiş, Batu da onun ne söylemeye çalıştığını pek anlayamamıştı..
Batu: Tamam tamam..
diye başını salladı yine de.. sonra da Lale’nin ağzı şu an itibariyle diş macunuyla dolu olduğundan, biraz sonra söyleyecekleri için bu andan daha uygununu bulamayacağını düşünerek
Batu: Bu arada ben babama birlikte olduğumuzu anlattım..
deyiverdi..
Ve Lale şaşkınlıktan ağzındaki diş fırçasını düşürüverdi..

Batu onun bu şapşal haline gülmemek için kendini sıkarak kalktı yataktan.. oralarda bir yerde duran boxerını alıp giydi.. eğilip yerden Lale’nin diş fırçasını aldıktan sonra elinden tutarak onu banyoya yönlendirdi..
Batu: Gel ağzını çalkalayalım.. Aldığımız yeni diş fırçalarını nereye koymuştun sen? Şaşkınlıktan ağzındaki macununu yutmadın değil mi?
deyince Lale hışımla elini çekerek tek başına banyoya girdi ve kapıyı sertçe çarptı.. ama bu Batu’yu durduramamıştı, birkaç saniye sonra kapıyı açarak banyoya girmişti o da..
Lavaboya ellerini dayamış öylece yere bakan Lale’ye yaklaştı yavaşça..
Batu: Lalem.. yapma böyle ne olur..
diyerek beline sardı kollarını.
Lale hiçbir şey demedi.. ona sarılmadı da..
Batu: Babam Selçuklar’ın düğününde çektirdiğimiz resmi görünce anlatmak zorunda kaldım..
Lale konuşmuyor, susuyordu.. ama Batu pes etmemeye kararlıydı..
Batu: Biraz şaşırdı.. yani sana değil, bana..
diyerek Lale’nin de merakını cezp etmeyi başarmıştı..
Lale: Sana mı?
dedi sessizce..
Batu: Bana..
diye başını sallayarak onayladıktan sonra boynunun kenarındaki o küçük beni öptü.. Lale’nin bedeninden geçen ürpertiyi hissedince biraz daha sarıldı beline..
Batu: Beni daha önce hiç böyle görmediği için..
Lale: Nasıl?
diye hafifçe ona doğru dönerek sordu..
Batu: Böyle işte.. kör kütük aşık.. Lale de Lale diye diye kafayı sıyırmış.. hatta aşkından delirmiş..!
Lale şöyle bir güldü..
Lale: Bu mu aşkından delirmiş halin? Benden habersiz benim arkamdan iş çevirmek mi?
Batu: Lale ben senin arkandan iş falan çevirmedim! Dedim ya, o resme baktığımı görünce kendi anladı.. sonra beni içmeye götürdü.. sana “babamla rakı-balığa gittik” dediğimiz o gece işte.. ben de anlattım.. sana evlenme teklifi etmeyi düşündüğümü söyledim..

Lale dönüp Batu’nun gözlerine bakmaya korkuyordu.. Batu’nun annesi Leman Hanım’ın kendisini asla kabullenmeyeceğini biliyordu ama babası Bülent Bey’in de aynı tepkiyi verdiğini duyarsa gerçekten çok üzüleceğini içten içe hissediyordu ve işte bu yüzden Bülent Bey’in Batu’nun anlattıklarına nasıl yaklaştığını duymaktan çekiniyordu..
Batu onun aklından geçenleri tahmin edebiliyordu.. tam karşılarında duran aynaya bakıp Lale’nin ürkek gözleriyle karşılaşınca içi ezildi.. babası da ilişkilerine karşı çıkmıştır diye nasıl da korkuyordu… boynuna tutkulu bir öpücük daha bıraktıktan sonra aynadan gözlerinin içine baktı..
Batu: Babam bir an önce senle tekrar tanışmak istiyor..
dedi gülümseyerek..
Batu: Ha bi de onu Beyrut’a götürmeni.. ama bak şimdiden söyleyeyim, bensiz asla gidemezsiniz!!
Lale’nin şaşkın bakışlarını görünce gülümsemesi biraz daha derinleşti..
Batu: Anneme ve senin ailene karşı yanımızda olacağına söz verdi.. ha bi de seni üzersem kafamı kıracağına..!
Lale aynadan Batu’nun gözlerinin içine baktı umutlanmaya korkan bakışlarla..
Lale: Ger-gerçekten mi?
dedi şapşallaşmış bir ifadeyle..
Batu: Gerçekten..
diye gülümseyerek ensesini öptü..
Batu: Ama bir şartı var..
Lale’nin yüzü düşer gibi oldu birden..
Lale: Ne?
diye sordu yutkunarak.. Bülent Bey’in şartının dinini değiştirip Müslüman olmasıyla ilgili bir şey olduğunu zannetmişti..
Batu: En kısa zamanda Lena’nın kopyası bir torun bekliyor bizden..
diyen Batu’yu duyunca Lale kısa bir an için dondu kaldı.. sonra gözlerinin içine kadar güldü.. Batu’nun kolları arasında ona doğru döndü..
Lale: Batu…
diyerek boynuna atıldı..
Batu biraz daha sıkı sarıldı ona..
Batu: Canım.. canım.. Lalem benim..
diyerek omzunu öptü arzuyla..
Batu: Babamla tekrar tanışmak istersin değil mi?
Lale: İsterim.. çok isterim!
derken daha da çok sarıldı Batu’ya..
Batu: Peki Beriller’le? Gerçi onlarla daha konuşmadım ama.. Onlarla da tekrar tanışmak ister misin?
diye hevesle sorunca Lale sevinçle başını salladı..
Batu: Ama bak Mete sana yine sulanırsa bu sefer çok fena olacak ona göre!
Lale gülerek geri çekilip dudaklarına yapıştı Batu’nun.. Batu da hiç zaman kaybetmeden kanında dolaşan bütün şehvetle ona karşılık vermeye başlayınca birbirlerine verdikleri öpücüklerde kayboldu bütün sorunları..

Batu biraz önce yarım kalan, hatta yarım bile kalamayıp hiç başlayamayan sevişmelerinin bıraktığı etki yüzünden Lale’nin dudaklarına kendini teslim etmişken çalan kapı ziliyle yine başlayamadan son buldu her şey.. Lale telaşla kollarından sıyrıldı..
Lale: Geldi.. geldi!!
dedi panikle..
Lale: Bak Batu yalvarıyorum ne olur ses yapma tamam mı? Yukarda biri olduğundan şüphelenmesin ne olur!
Batu: Tamam merak etme sen..
derken belli etmese de açıkçası biraz bozulmuştu.. dün akşamdan sonra artık Lale yavaş yavaş ailesine her şeyi itiraf etmeye başlar, bu saçma sapan saklambaç oyunu da bir an önce son bulur diye ummuştu.. ama şimdi eve gelen bir akrabasından yine kendisini saklamaya çalışması… hiçbir şeyin değişmeyeceği ihtimalini hatırlatarak gözünü korkutmuştu..
Batu: Şüphelenirse babana anlatır diye mi korkuyorsun?
diye sordu birden.. daha fazla dayanamamıştı.. bazen çenesini tutamıyordu işte! laf sokmak ya da Lale’yi itirafa zorlamak değildi amacı.. yalnızca aklından ne geçiyordu bilmek istiyordu..
Lale de onun ne düşündüğünü anlamıştı.. elini yüzüne götürerek usulca yanağını okşadı..
Lale: Evet çünkü babamın bunu Tina gibi bir dış kapının mandalından duymasını istemiyorum.. onunla ben kendim konuşacağım.. hem başka birinden duyması bizim için çok daha kötü olur..
dedikten sonra Batu’nun dudağına minik bir öpücük kondurup geri çekildi..
Lale: Hadi ben aşağıya iniyorum.. sen de ses çıkarmadan uslu uslu bekle burada tamam mı?
dedi alnını okşayarak..
Batu: Tamam tamam..
diye somurttu..
Batu: Sen de çabuk gönder şu kadını ama! Tek başıma onca saat ne yapacağım ben burada? Hem işe gitmem lazım benim!
Lale: Ya ben onu hemen gönderirim merak etme.. ama belki sen de bu sırada traş olmak istersin..? Tabii sessiz olmak şartıyla!!
diye şirin şirin gülümsedikten sonra boynuna sıcak bir öpücük bıraktı ve koşar adımlarla önce banyodan çıkıp kapıyı arkasından kapattı.. biraz önce Tina’yla konuştuktan sonra televizyonun üstüne bıraktığı telefonunu alarak bir an önce kapıyı açmak için hızla merdivenlerden inerken yüzüğünün hala parmağında olduğunu fark edince panikledi.. Tina’nın hiçbir şekilde bu yüzüğü görmemesi gerekiyordu! neyse ki kapıyı açmadan önce son anda yüzüğünü çıkarıp mutfak tezgahının üstünde duran peçeteliğin arkasına saklamayı akıl edebilmişti..

Yarım saat kadar sonra Tina’yla mutfak masasında karşılıklı oturmuş kahvaltı ediyorlardı.. Tina, Lale’nin bir şeyler hazırlamaya vakti olmayacağını tahmin ederek dışarıdan su böreği ve poğaça getirmişti.. Lale ise onun bu inceliği karşısında mahçup olmuş olsa da ziyaretinin fazla uzamaması için çay demlemek yerine ona poşet çay ikram etmeyi tercih etmişti! Tina bir an önce çayını içip böreğini yesin ve kalkıp gitsin istiyordu!
Halbuki Tina’nın ise pek öyle bir niyeti yok gibiydi.. ağır hareketlerle çayını yudumluyor, tabağındaki böreği hiç acele etmeden tane tane yiyordu. Üstelik bu sabah kahvaltıya gelmek için neden bu kadar ısrar ettiğini de hala söylememişti..

Sonunda Lale daha fazla dayanamadı..
Lale: Eee Tina, Paskalya’dan önce benimle mutlaka konuşman gereken konu neydi hala anlatmadın?
dedi bunun konuya girmek için yeterli olmasını umarak..
Tina yine ağır ağır çayından bir yudum alarak ağzındaki lokmayı uzun uzun çiğneyip yuttuktan sonra Lale’ye baktı..
Tina: Ben de konuyu nasıl açacağımı düşünüyordum, senin sorman iyi oldu..
deyince Lale’yi iyice meraklandırmıştı..
Lale: Hadi anlatsana! Konu ne?
dedi sabırsızlıkla..
Tina da derin bir nefes alıp arkasına yaslandıktan sonra Lale’ye bakarak konuşmaya başladı..
Tina: Şimdi biliyorsun iki hafta sonra Paskalya var..
Lale: Biliyorum!!
derken artık bayılmak üzereydi, bu kadın niye bir türlü konuya giremiyordu anlamıyordu!
Tina: Siz yine hep beraber ailece Beyrut’a gidecekmişsiniz..
Lale: Öyle miymiş??
dedi şaşkınlıkla.. kendisinin bundan haberi yoktu.. ve bunu Tina’dan öğrenmekten hiç hoşlanmamıştı!
Tina: Evet.. bana da Hilda Teyze söyledi.. şimdi oradayken…..
derken yukardan gelen bir gümbürtüyle sözü yarım kaldı..
o şaşkın bakışlarını tavana dikmişken Lale’nin ise yüzü bembeyaz olmuştu..
Tina: Bu ses ne?
dedi merakla..
Lale panikle yutkundu..
Lale: Bilmem ki..
deyip sustu.. bir an için “üst komşudan geldi herhalde” demeyi düşünmüş ama üst komşunun olmadığını hatırlayınca bundan vazgeçmek zorunda kalmıştı!
Tina: Allah Allah.. bir çıkıp bak istersen?
dedi son derece huzursuz olmuş bir ifadeyle..
Lale: Gerek yok ya..
diye telaşla atıldı..
Lale: Bir şey yoktur nasılsa.. neyse sen ne diyordun?
dedi Tina’nın dikkatini dağıtmaya çalışarak..

Tina garip garip Lale’nin suratına baktı.. anlaşılan üst kattan böylesine bir ses geldikten sonra gidip bakmaya gerek görmemesini oldukça tuhaf bulmuştu ama üstelemedi..
Tina: Şey diyordum..
dedi Lale’ye dönerek.. Lale de onun yukardan gelen ses konusunu kapamasına rahatlayarak çay fincanını dudaklarına götürdü..
Tina: Şimdi Paskalya’da Beyrut’a gittiğinizde sana….
diyordu ki… bu kez yukardan daha da kuvvetli bir gümbürtü gelmesiyle irkilerek yerinden sıçrayan Lale elindeki çay fincanından biraz büyükçe bir yudum alınca damağını yaktı ve duyduğu acıyla ağzındaki çayı olduğu gibi gerisingeri fincanına boşaltmak zorunda kaldı..
Tina: Aa Lale ne oldu iyi misin?
dedi endişeyle ayağa kalkarak..
Lale: İyiyim iyiyim damağım yandı sadece.. çay çok sıcakmış..
derken ağzının içini serinletmek için elini sallayıp duruyordu.. o kadar stres yapmıştı ki her yanını ter basmış durumdaydı.. 
Tina: Ay üstün başın hep çay oldu.. dur peçete vereyim sana..
diyerek biraz ilerdeki tezgahın üstünde duran peçeteliğe yönelince Lale aceleyle atıldı..
Lale: Yok yok peçeteye gerek yok!
diyerek yerinden fırladı ama ne yazık ki geç kalmıştı..
Peçeteliği eline alan Tina, arkasına saklanan ve pırıltısıyla göz alan o tek taş yüzüğü görmüştü..
Tina: Aaa bu ne arıyor burada?
diyerek yüzüğü eline aldı..

Lale içinden Batu’nun argo dağarcığını aratmayacak kadar sağlam bir küfür savurdu.. Damağını yakması sayesinde Tina’nın yukardan gelen ikinci gürültünün ne olduğunu sormaya fırsat bulamamasına mı sevinsin yoksa bu yüzden peçeteliğin arkasına sakladığı yüzüğü bulmasına mı üzülsün bilememişti..
Tina yüzüğü inceledikten sonra merakla Lale’ye baktı..
Tina: Kimin bu yüzük Lale??
Lale o an “benim..” demeyi her şeyden çok istedi ama… yapamazdı.. daha ailesinden kimse bilmiyorken abisinin eşinin kız kardeşine her şeyi ifşa etmek çok aptalca bir hareket olurdu.. “onu ben kendime aldım” demesi halinde ise Tina’ya bunu asla yutturamazdı! o da Batu’yla ilişkilerini saklamak adına söylediği onlarca yalana bir yenisini daha ekledi rahatlıkla..
Lale: Annemin..
dedi.
Lale: Son geldiğinde burada unutmuş da..
Tina: E niye burada duruyor bu? Şöyle sağlam bir yere saklasana, kaybolur sonra..
Lale: Ya haklısın ama ne bileyim.. gözümün önünde dursun diye düşündüm..
diye bir şeyler saçmaladı ama bu kadar aksilik üst üste geldikçe bir yerden açık vereceğinden korkmaya başlamıştı.. Tina nasıl olmuştu da görmüştü yüzüğü inanamıyordu! Aslında kendi dikkatsizliğinin de bunda payı vardı, daha iyi bir yere saklaması gerekirdi ama yüzüğü yukarda odada çıkarsa Batu muhtemelen buna çok bozulup surat asacaktı.. aşağıya indiğinde de Tina çoktan kapıyı çalmaya başlamış olduğu için o telaşının arasında nereye koyacağını bilememişti.. aslında yüzük fazla sorun teşkil etmiyordu şu anda, “annemin” diyerek bir şekilde sıyrılmıştı işin içinden ama esas problem Batu’nun çıkardığı şu gürültüleri açıklamaktaydı!
Lale’nin kafasında binbir tilki dolaşırken
Tina: Çok güzel yüzükmüş ama.. Lemi Amca mı aldı bunu Mina Teyze’ye?
diye sorularına devam ediyordu o sırada Tina..
Lale: Yaa evet babam aldı anneme..
dedi başını sallayarak..
Tina: E artık Leon da Lemi Amca’yı örnek alarak ablama alır yeni bir tane ha?
diye göz kırpınca Lale de zoraki gülümsedi..
Lale: Bilmem alır herhalde..
dedi halsiz bir sesle..
Tina: Bu arada deminki o ses neydi gene öyle?
dedi elindeki yüzüğü tezgaha bırakırken..
Lale de bu soruyu bekliyormuşçasına mutfak kapısına yönelmişti o sırada..
Lale: Bilmiyorum ki.. Teras kapısını açık unuttum herhalde, dışarıdan geliyor galiba.. gene de bir gidip bakayım ben..
dedikten sonra Tina’nın başka bir şey söylemesine izin vermeden hızlı adımlarla salondaki merdivenlere yöneldi..

Biraz sonra yatak odasından içeri girdiğinde Batu’yu ıslak saçlarla duştan çıkmış, beline bir havlu sararak yatağa oturmuş, gözlerini yatağın karşısındaki televizyona kilitlemiş halde pür dikkat play station oynarken bulmuştu.. Onu görünce suçunu bilir gibi mahçup bir halde sırıttı Batu..
Batu: İlk açtığımda sesini kapatmayı unutmuşum, özür dilerim.. ikincisinde de panikten bir türlü kapatamadım sesini, ondan oldu..
dedi sessizce.. bu sırada yatağın karşısındaki televizyon ekranında yeni bir patlama oldu ama Batu biraz önceki iki fiyaskodan sonra oyunun sesini kapatmayı başardığından bu defa hiç ses çıkmamıştı..
Lale: O sesler oynadığın oyundan mı geliyordu yani?
dedi hayretle..
Batu: Evet, sen ne sandın ki?
derken durdurmuştu oyunu..
Lale: Ne bileyim ben.. off Batu ya keşke biraz daha dikkat etseydin, durup dururken kuşkulandı şimdi Tina ya..!
Batu: Ya bunda kuşkulanacak ne var canım Allah Allah.. “televizyonu açık bırakmışım, ses oradan  geliyormuş” dersin olur biter..
dedi büyük bir rahatlıkla.. bu kadar basit bir şeyin nelere yol açabileceği aklının ucundan bile geçmiyordu o esnada..
Lale bir an durup bu öneriyi tarttı kafasında..
Lale: Evet öyle derim değil mi? Söylenebilecek en mantıklı şey bu? 
dedi sonra ikna olmuşçasına..
Batu: Öyle dersin.. gel bakayım sen buraya..
derken ayağa kalkıp Lale’nin yanına gelerek beline sarılmıştı..
Batu: Ne zaman gidecek bu Tina?
Lale: Off bilmiyorum, bir an önce gitsin diye yapmadığım kalmadı.. gene gitmiyor, gene gitmiyor! Çok yüzsüz yaa..!
diye mutsuzca dudaklarını öne doğru sarkıtarak sızlandı Lale.. ve çok geçmeden Batu’nun dudaklarını kendininkilerinin üzerinde buldu.. sonra da yüzünün ve boynunun her bir yerine ardı ardına küçük öpücükler bırakırken…
Batu: Lale..
dedi öpücüklerinin arasından..
Lale: Hmm??
diyebildi sadece gözlerini açmadan..
Batu: Gitsin artık şu kadın lütfen ya..!
derken sıcak nefesi Lale’nin tenine çarpıyordu.. 
Lale: Bence de..
diye soluyarak elini Batu’nun yüzüne koydu..
Lale: Hani hala traş olmamışsın ama sen?
Batu gülerek gözlerini devirdi..
Batu: Biraz önce öpüşürken traş olmadığımın farkında bile değildin!
Lale: Olsun şimdi fark ettim ama..
diyerek Batu’nun yanağını okşuyordu ki Batu’nun kaşları çatıldı hafiften..
Lale: Ne oldu?
Batu: Yüzüğün nerede senin?
Lale: Aşağıda..
dedi mahçup gözlerle..
Batu: Sen yukardayken yüzüğün neden ‘aşağıda’ sorabilir miyim?
Lale masum bir ifadeyle kaşlarını kaldırıp
Lale: Sorabilirsin de… sonra sorsan?
deyince Batu gülmeden edemedi.. dudaklarına doğru eğilerek tekrar öptü onu..
Ayrıldıklarında Lale mutsuz bir sesle
Lale: Benim aşağıya inmem lazım..
derken aşağıdan cep telefonunun sesi gelince dertli dertli içini çekti..
Lale: Hah işte bu süper oldu.. kim bilir kim arıyor yine hesap sormak için.. Tina yetmezmiş gibi bir de telefonda iki saat dert anlatacağım şimdi..
Batu onun üzgünce sarkıttığı dudaklarını parmaklarının arasına sıkıştırdı gülümseyerek..
Batu: Yakında kurtulacaksın bunlardan.. bir tek ben hesap soracağım sana..
deyince Lale elini iterek gözlerini devirdi..
Lale: Aman ne büyük teselli.. çok rahatladım gerçekten!
Batu: Sen de bana soracaksın ama..
Lale: Herhalde soracağım, ne sandın!?
diye diklenince Batu yine gülerek dudaklarına uzanmıştı ki aşağıdan Tina’nın sesi geldi..
Tina: Lale telefonun çalıyor…!
Lale artık o telefonu da Tina’nın kendisini de balkondan aşağıya atmamak için zor tutuyordu kendini.. sinirle elini alnına vururken, hissettiği öfkeyi zerre kadar yansıtmayan melek gibi bir sesle aşağıya doğru “Geliyorum!” diye seslendi..

Batu’ya döndüğünde onun şaşkın bakışlarını görünce derin bir nefes aldı..
Lale: Ne oldu niye öyle bakıyorsun?
Batu: Hiç..
dedi omuzlarını silkerek..
Batu: Rol yeteneğine bir kez daha hayran kalıyordum..
deyince Lale sözüm ona öfkeyle karnına vurdu..
Batu ise gülüyordu..
Batu: Havluyu belimden çekmeye çalışıyorsan böyle yapmacık yumruklara falan gerek yok, söylesen hemen çıkarırdım ben..
Lale: Sakın öyle bir şey yapma!!
diye anında ciddileşmesi Batu’yu daha çok güldürmüştü..
Batu: Şu kadını bir an önce gönder de baş başa kalalım o zaman..
derken ellerini Lale’nin belinin iki yanına koymuştu..
Lale: Baş başa falan kalamayız, ikimizin de işe gitmesi lazım, unuttun galiba?
dese de itiraf etmesi gerekiyordu ki Batu böyle ıslak saçlarla, belinde yalnızca bir havluyla beline sarılınca işe gitmek hiç de cazip bir seçenek gibi gelmiyordu!
Batu: Daha sonra gideriz biz de..
derken ellerini yavaşça belinden kalçalarına doğru kaydırıp onu kendine doğru çekti.. şimdi vücutları tamamen birbirine değiyordu ve bu Lale’ye hiç iyi gelmiyordu..
Lale: Batu yapma..
diye inledi..
Bu sırada aşağıda hala ısrarla çalmakta olan telefonunun sesi kesilmişti ama zaten telefon da Tina da kısa bir süreliğine Lale’nin aklından çıkıvermişti..
Batu: Ne yapıyorum ki?
dese de elleri yerinde durmuyor, usulca Lale’nin kalçalarını okşuyordu..
Lale: Yapma işte..
diyordu ki sözleri Batu’nun dudaklarına kapanmasıyla yarım kaldı..

Lale büyük bir arzuyla Batu’ya karşılık verirken merdivenlerden gelen ayak seslerini duyunca kendini hızla geri çekip Batu’yu da sertçe itti.. ama ne yazık ki yine de geç kalmıştı.. ne olduğunu tam olarak kavrayamamış olan Batu sabırsız bir homurdanmayla tekrar ona doğru bir adım atmıştı ki Tina’nın “Lale!?!” diye feryat eden şok içindeki sesi odayı doldurdu..

Lale başını çevirip Tina’nın hayrete düşmüş suratıyla karşılaşmaktan korkuyordu.. tüm gücüyle içinden bunun bir kabus olmasını diliyordu ama değildi.. yatak odasının kapısında durmuş şaşkınlıkla ona bakan Tina, en az ıslak saçlarıyla yarı çıplak yanı başında dikilen ve biraz önceki öpüşmelerinden ne kadar uyarıldığı beline sarılı havludan gayet açık ve net belli olan Batu kadar gerçekti ne yazık ki…
Tina: Lale.. sen… sen ne yapıyorsun!?
diyen Tina’nın tiz sesiyle beraber Lale mecburen ona doğru dönmek zorunda kaldı.. Tina’nın elinde kendi telefonunu görünce ister istemez afallamıştı.. Tina da bunu fark etmiş olmalıydı ki alaycı bir gülümsemeyle
Tina: Telefonun deli gibi çalınca kim arıyor diye baktım.. babanın aradığını görünce de sana getireyim dedim.. hem de sana yardım ederim diye düşünmüştüm.. hani yukardan gelen seslerin ne olduğuna bakmaya gelmiştin ya…
diyerek Lale’ye bakarken gözlerinde öyle bir aşağılama vardı ki Batu içinde fokur fokur kaynayan öfkeyi çok net hissetti..

Lale ise o anda hızla düşünmeye çalışıyor, bir çıkış yolu bulabilmek için kıvranıyordu.. ama galiba bu sefer çıkış yolu falan yoktu.. Tina’ya şu gördüğünü hiçbir şekilde yutturamazdı.. ne profesyonel yalancılığı ne de Batu’nun hayran olduğunu söylediği rol yeteneği… hiçbiri Tina’yı kandırması için yeterli olamazdı.. ne söylerse söylesin hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına onu inandıramazdı..
Lale: Ben….
dedi bir şeyler söylemek için delicesine çırpınarak.. ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.. hoş gelse bile şu durumu nasıl açıklayabilirdi ki!? Evinin yatak odasında, duştan çıktığı her halinden belli olan yarı çıplak bir adamla birlikteydi.. üstelik dün gece birbirlerinin üstünden çıkarıp fırlattıkları kıyafet parçaları hala odanın dört bir köşesine dağılmış halde duruyordu.. darmadağın yatağın halinden söz etmeye ise gerek bile yoktu.. her şey ayan beyan ortadaydı işte..

O sırada Tina’nın elindeki Lale’nin telefonu yeniden çalmaya başladı.. Ekrana şöyle bir bakan Tina alayla dudaklarını büzerek telefonu Lale’ye uzattı..
Tina: Al baban arıyor..
Lale yutkunarak uzanıp telefonu aldı Tina’nın elinden.. ve meşgule düşürdü..
Lale: Tina bak ben…
Tina elini kaldırarak onu susturdu..
Tina: Bir şey söyleme Lale.. lütfen bir şey söyleme!
Lale: Ama…
Tina: Aşağıdaki yüzük annenin falan değildi değil mi? Senin yüzüğün o..
derken soru soran bir tonlama yoktu aslında sesinde.. daha çok açıkça ortada olan bir durumu dile getirir gibiydi..
Lale bir şey söylemedi.. ama zaten söylemesine de gerek yok gibiydi..
Tina: ‘Arkadaşın’ kim diye sormak isterdim ama…
derken küçümseyen gözlerle Batu’yu şöyle bir süzdü..
Tina: Buna hiç gerek yok aslında..
dedikten sonra buz gibi bakışlarını Lale’ye çevirdi..
Tina: Kim olduğunu bilmiyorum ama galiba kim ‘olmadığını’ gayet iyi biliyorum.. Daha önce hiç görmediğime göre ‘biz’den değil sanırım.. değil mi? Yoksa yanılıyor muyum?

Lale Tina’nın sesindeki bu yargılayıcı tondan inanılmaz rahatsızdı.. iğneleyici sorularının hangi birine cevap vereceğini bilemeden çaresiz gözlerle Batu’ya baktı.. Batu öfkeden kopkoyu siyaha kesmiş gözleriyle Tina’yı izliyordu o sırada ve her an bu fazlasıyla meraklı kadının boğazına yapışacak gibi görünüyordu..
Tina ise ikisine de hiç aldırış etmeden devam etti iğneleyici sözlerine..
Tina: Cevap vermediğine göre tahminlerim doğru demek ki.. nasıl yapabildin bunu Lale? Ailene nasıl yapabildin bunu!?
İşte bu sözler Lale’nin sabrını taşırmıştı.. İçinde bulundukları durum hiç hoş değildi, farkındaydı ama Tina’ya da hesap verecek değildi artık.. bu kadarı da fazlaydı!
Lale: Ben aileme hiçbir şey yapmadım! Yaptıysam da bu yalnızca ailemi ve beni ilgilendirir, seni değil!
derken telefonu yeniden çalmaya başlamıştı.. yine babası arıyordu.. Lale bir kez daha telefonu meşgule düşürürken Tina, söylediklerine zerre kadar inanmadığını gösteren bir alayla güldü..
Tina: Benimle böyle konuşmak kolay tabii.. aynı şeyleri babana da söyleyebilecek misin?
Bu son sözlerden sonra Lale’nin siniri daha da artmıştı..
Lale: Babama ne söyleyip ne söylemeyeceğime sen karar verecek değilsin..! seni ilgilendirmeyen konulara daha fazla burnunu sokmazsan çok iyi olacak Tina!
Tina: ‘Beni ilgilendirmeyen konular’ öyle mi?
derken artık sonunda o da öfkelenmiş gibi görünüyordu..
Tina: Ben sadece sana yardım etmeye çalışıyordum!
Lale: Etme o zaman!!
diye hırsla bağırdı..
Lale: Yardım falan etme bana! Senden hiçbir zaman yardım istemedim ki ben!!
Tina: Sen istemedin belki ama ailen istedi!
Lale: Benimle ilgili herhangi bir konuda ailem niye senden yardım istesin, saçma sapan konuşma!! Aynı şehirde yaşıyoruz diye arada bir görüşmemizi istediler sadece.. sen bunu abartıp sanki gerçek ablammışsın gibi her işime karışmaya başladın!
derken artık kendini kaybetmişti, deli gibi bağırıyordu..
Tina: Lale bak çok yanlış yapıyorsun, Müslüman biriyle bir ilişkiye girerek bütün aileni karşına alırsan çok büyük hata yaparsın!
Lale: Hata yapıyorsam yapıyorum.. bundan sana ne!?!
derken farkında olmadan Tina’nın üstüne yürümeye başlayınca Batu yavaşça kolundan tutarak geri çekti onu..
Tina: Gözünü dört aç, nasıl bir hata yaptığının farkına var diye diyorum bunları ben!! Ailenin böyle biriyle beraber olmanı onaylayacağını sanıyorsan çok yanılıyorsun! Hepsi sırt çevirir sana.. yüzüne bile bakmazlar, sen de biliyorsun!

Lale kendi içinde yaşadığı korkuların, ne kadar uğraşırsa uğraşsın aileden biri olarak göremediği Tina tarafından böyle tokat gibi yüzüne çarpılması karşısında öfkeden delirmişti..
Lale: Bakmasınlar ne yapayım..! o da benim sorunum.. kimle beraber olacağımı sana mı soracağım ben ya!?!
Tina: Evet, sormadığın belli zaten.. şu haline bak..
dedi aşağılayıcı bakışlarını odada gezdirirken..
Tina: Babanın evini de garsoniyere çevirmişsin!
deyince deminden beri onun gırtlağını sıkmamak için kendini zor zapt eden Batu artık daha fazla dayanamadı..
Batu: Ne biçim konuşuyorsun sen ya?
derken Lale’nin kolunu tutmayı bırakmış, kendi Tina’nın üstüne yürümeye başlamıştı..
Batu: Kendinde Lale’yle böyle konuşma hakkını nerden buluyorsun sen.. kim oluyorsun da bizimle böyle konuşuyorsun!? Sen kimsin ya!?
diye kükrerken öfkeden öyle gözü dönmüştü ki bağırırken boynundaki damarlar yerinden fırlayacak gibi şişmiş, bu yetmiyormuş gibi bir de yine sinirden gözü seğirmeye başlamıştı..
Tina Batu’nun yuvalarından fırlayacakmış gibi görünen simsiyah gözlerindeki öfkeden epey ürkmüştü.. geriye doğru bir adım atarak ona baktı..
Tina: Yarın bir gün Lale’nin ailesinin karşısında bu kılıkla çıkıp bağırıp çağırabilecek misin bakalım..
dedikten sonra öfkeyle kısılmış gözlerini Lale’ye çevirdi..
Tina: Sana zaten söyleyecek bir şey bulamıyorum Lale.. Baban senin için Mersin’e ofis açsın, bu evi senin üstüne yapsın, altına en lüks arabaları versin, bir dediğini iki etmesin… karşılığında sen de burada Müslüman sevgilinle yatak sefası yap! Ayıp ya.. yazıklar olsun! Yeğenlerine böyle mi halalık yapacaksın ha? Ben gelmesem kim bilir daha neler yapacaktınız burada.. beraber duşa falan girecektiniz herhalde!!

Batu artık bu sözlerden sonra çıldırmıştı.. deminden beri karşısındakinin bir kadın olduğunu kendine hatırlatarak, Tina’nın ağzının ortasına bir tane çarpma isteğine karşı koymaya çalışıyordu ama artık kendini daha fazla tutamayacaktı..
Batu: Bana bak ya düzgün konuşursun ya da o lafları bir bir yediririm sana!!
diye öfkeden adeta titreyerek, bu kez daha kararlı adımlarla yeniden Tina’nın üstüne yürümeye başlayınca Lale hemen aralarına girdi..
Lale: Batu dur ne olur..
diyerek ellerini göğsüne koyunca Tina inanamayarak başını iki yana salladı..
Tina: Hah bir de adı ‘Batu’ demek..
dedi imayla..
Tina: Sana inanamıyorum Lale.. inanamıyorum! Yeğenlerimin senin gibi bir halaları olduğuna inanamıyorum!
dedikten sonra hırsla arkasını dönüp merdivenlerden inmeye başlayınca Lale hemen arkasından koşturdu..
Lale: Yeğenlerimi bu işe karıştırma!! Bak Tina tekrar söylüyorum, seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokma!
derken Tina’nın arkasından deli gibi iniyordu merdivenlerden..
Tina: Merak etme.. babanlara bir şey söylemem.. ne haliniz varsa görün..
dedi umursamazca.. sonra birden durdu ve arkasını dönüp Lale’ye baktı..
Tina: Ama bu durumu daha ne kadar saklarsın bilemiyorum.. tabii senin yerinde olsam ben de sonuna kadar saklamayı tercih ederdim… ne de olsa asla kabullenecekleri bir şey değil!
Lale: Sana fikrini sormadım!!
diye bağırdı hışımla..
Lale: Babamlarla ben kendim konuşacağım.. kendim anlatacağım.. eğer tek kelime edersen…. Eğer babama veya ailemden başka birine bu konuda bir şey söylersen…
derken öyle bir durumda olabilecekleri düşününce midesinden şiddetli bir bulantı yükselir gibi oldu, trabzanlara tutundu güçlükle..
Omuzlarını silkti Tina..
Tina: Bundan sonrası beni ilgilendirmiyor.. ne yaparsan yap.. sana Müslüman sevgilinle garsoniyerinde mutluluklar!
dedi ve merdivenlerden indi.. mutfaktan çantasını aldıktan sonra kapıyı arkasından çekip çıktı..

Kapının kapanma sesiyle beraber trabzanlara sıkı sıkı tutunan elini bırakan Lale de çuval gibi merdivenlerde olduğu yere çöktü.. titreyen ellerini yüzüne kapattığında ise kendini Batu’nun kollarında bulmuştu.. Batu kolunu omzuna atarak sarılmış, başını kendine doğru çekerek göğsüne yasladı onu..
Batu: Tamam geçti.. geçti.. ağlama sakın.. sakın ağlama..! geçti artık..
diyerek onu sakinleştirmek için saçlarını okşayıp öpüyordu ama esasında o da çok iyi biliyordu ki daha henüz hiçbir şey geçmemişti..

penelope:

128.

Sonraki birkaç gün boyunca Lale ruh gibiydi.. doğru düzgün bir şey yemiyor, içmiyor, uyumuyordu.. sürekli üstünde bir tedirginlik vardı.. sanki her an çok kötü bir şey olmasını bekler gibiydi.. Telefonu her çaldığında yerinden sıçrıyor, ekrana bakıp da arayanın ailesinden biri olduğunu görünce çok fena irkiliyordu.. Tina’yla yaşamak zorunda kaldıkları tartışma, daha doğrusu yüzleşmenin bu kadarla sınırlı kalmayacağını az çok kestirebiliyordu ve bu yüzden çok huzursuzdu.. derin sessizliğin arkasından kopacak fırtınayı bekler gibi düşünceli bir hali vardı.. Levin her şeyi öğrendikten sonra bile böyle bir stres yaşamamıştı çünkü İrem’le olanlar nedeniyle Levin’in konuşmayacağını tahmin etmişti.. Aslında şimdi düşününce.. kardeşi gerçekten de aşıktı galiba İrem’e.. ve pişmandı yaptıklarından herhalde? ama şimdi bunun hiç sırası değildi! Hayati önem taşıyan çok daha önemli sorunları vardı!!

Lale ne kadar tedirginliğini Batu’ya yansıtmamaya çalışsa da onun bu diken üstündeki hali Batu’yu da etkiliyordu.. Lale’nin bu suskun, durgun, dalgın hali içini acıtıyordu.. en kötüsü de elinden bir şey gelmemesiydi.. onu neşelendirmek için ne kıroluklar ne sapıklıklar (!) yapmasına rağmen yüzünü güldüremiyordu.. Lale içindeki huzursuzluğu ona belli etmemeye çalışarak kendini zorluyor, yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirmek için çabalıyordu ama olmayınca olmuyordu işte.. zaten Batu da hangi gülümsemesinin içten, hangisinin zoraki olduğunu bilecek kadar iyi tanıyordu onu.. Lale’nin o cıvıl cıvıl sesini, kıkır kıkır gülüşünü, cilveli hallerini arıyordu.. tabii aradığını belli etmemeye çalışarak! Aslında Lale’nin bu düşünceli halleri deli gibi korkutuyordu onu.. güya artık aileleri nedeniyle aralarındaki uzadıkça uzayan bu belirsizlik bitsin, Lale kendisini bir daha bırakamasın diye evlenme teklif etmişti ona ama iş ciddiye bindikten sonra Lale böyle durgunlaşınca korkuları daha da artmıştı.. bu bekleyiş sinirlerini bozuyordu, bir an önce ne olacaksa olsun bitsin istiyordu ama Lale bu kadar üzgünken ona baskı yapmaya da içi el vermiyordu..

İkisinin de akıllarından geçenleri yüzlerine yansıtmamak için uğraş vererek her şeyi içlerine attıkları birkaç günden sonra Cuma günü gelip çattığında Lale’nin huzursuzluğunu onla çarpan bir gelişme oldu.. Ertesi sabah Hilda Hanım Mersin’e geliyordu.. Cuma öğleden sonra durup dururken Lale’yi aramış, onun aradığını gören Lale telefonu yine kalp çarpıntılarıyla açmış, ertesi sabah Mersin’de olacağını haber vermek için aradığını anladığında ise midesine şiddetli bir ağrı saplanmıştı.. Bu ani Mersin ziyareti nereden çıkmıştı anlamamıştı.. Tamam kendisi burada yaşamaya başladığından beri anneannesi sık sık bir bahaneyle Mersin’e gidip geliyordu ama normalde geleceğini en az bir hafta önceden bildirirken şimdi arayıp ertesi gün burada olacağını söylemesi de neyin nesiydi!? Hem neden geliyordu ki!? Önce Tina’nın sözünde durmayıp her şeyi anneannesine anlattığından şüphelendi.. hatta şüphe falan değil, yüzde yüz emindi bundan! Ama sonra anneannesi Mersin’e Seymur’un babaannesi Suzan Hanım’la beraber geldiklerini, hatta gelmişken Tina’yı da görmek istediklerini ve bu nedenle Lale’den yarın akşam için bir yemek organize etmesini rica ettiklerini söyleyince biraz rahatladı.. Anneannesi aramadan önce Tina’yla konuşmuş olsa akşam yemeğini organize etme işini kendisine bırakmazdı herhalde.. ya da bırakır mıydı..? bilemiyordu.. emin olamıyordu.. bildiği bir şey varsa o da; Batu’yla beraber yaşadığını duymuş olsa anneannesinin asla bu kadar sakin olamayacağıydı..!

“Teta neden yemeğe Tina’yı da çağırmak zorundayız? Biz baş başa yesek daha güzel olmaz mı? Kaç aydır görüşemiyoruz, çok özledim seni.. Tina da gelmesin bu seferlik..” diyerek başladığı ikna turları olumlu sonuçlanmış, anneannesi Cumartesi akşam yemeğe Tina’yı ve eşini de çağırma fikrinden vazgeçmişti.. vazgeçmişti ama onu vazgeçirene kadar da Lale’nin dilinde tüy bitmişti.. Neyse ki şimdilik tehlikeyi atlatmış sayılırdı.. ama daha sonra ne yapacaktı bilemiyordu.. Anneannesinin bu gelişinde Tina’yla kontakt kurmasını bir şekilde engellemişti ama ya sonra..? sonra ne yapacaktı? Tina’nın gördüğü her şeyi anneannesine, hatta daha da kötüsü babasına, anlatmasına nasıl engel olacaktı?

Anneannesiyle konuştuktan sonra akşama kadar bu sorular beynini kurcalayıp durdu.. Artık harekete geçmesi, bir şeyler yapması gerekiyordu.. daha fazla böyle devam edemezdi.. Elinde kahve fincanıyla düşünceli gözlerle mutfakta oturmuş parmağındaki yüzüğe bakarken çalan kapı ziliyle irkildi.. sonra gelenin Batu olabileceği aklına gelince bir nebze ferahlayarak kapıya koşturdu.. kapıyı açtığında elinde bir demet papatyayla Batu duruyordu karşısında..
Batu: Lalelerin olmasına daha bir hafta on gün falan varmış.. papatyalarla idare edeceksin artık..
diye gülümseyerek içeri giren Batu’yu görünce içi ısındı.. sıcacık gülümseyerek elindeki papatyaları alıp ona sarıldı..
Lale: Haftaya lale de alacaksın ama di mi?
Batu: Alacağım tabii..
diye gülerek beline doladı kollarını..
Batu: Beyaz laleler alacağım yine sana..
diyerek eğilip boynuna ardı ardına birkaç öpücük bıraktı.. sonra gözlerinde parlayan muzip ışıltılarla Lale’nin yüzüne baktı..
Batu: Yanında gene iç çamaşırı da alayım mı..?
diye hevsle sorunca Lale önce küçük bir kahkaha attı.. ama sonra Batu’nun kendisine lalelerle birlikte aldığı iç çamaşırlarını anneannesinin de gördüğünü hatırlayınca yüzü değişti birden..
Lale: Batu yarın anneannem geliyormuş..
dedi yavaşça..
Batu Hilda Hanım’ın hiçbir ziyaretinden memnun olmamıştı bugüne kadar ama böyle birden pat diye çıkıp gelmesi ve bunu son anda haber vermesi her zamankinden daha çok tedirgin etmişti onu..
Batu: Niye?
derken onun da yüzü asılmıştı..
Lale: Bilmiyorum, söylemedi.. Beni görmek istiyormuş, sadece öyle dedi..
dedikten sonra bunun ne anlama  geldiğini bilmediği için bir kez daha endişeyle yutkundu..
Lale: Ha bi de Suzan Teyze’yle beraber geliyorlarmış..
Batu’nun asık yüzü anında öfkeyle çarpılmış, kaşları çatılmıştı..
Batu: Lale bunlar gene sana birini ayarlamaya çalışıyor olmasınlar??
Lale olumsuzca başını iki yana salladı..
Lale: Yok yok sanmıyorum.. ayarlamaya çalışsalar da o bir şekilde hallolur, önemli değil..
Batu: Nasıl önemli değil ya!?
diye parladı..
Lale: Çünkü asıl önemli olan Tina’nın anneanneme seni evde yatak odasında gördüğünü anlatıp anlatmadığı!!
dedi yüksek sesle..
Lale: “Yarın akşam Tina ve eşiyle beraber akşam yemeğine gidelim” diye tutturdu anneannem.. zor vazgeçirdim.. bir şey biliyor da benim ağzımı mı arıyor yoksa hiçbir şeyden haberi yok öylesine mi konuşuyor anlamadım..
derken içindeki huzursuzluk yüzüne yansıyınca, biraz önce verdiği sert tepki yüzünden kendini kötü hissetti Batu bu sefer de.. tekrar sarıldı Lale’nin beline..
Batu: Tina ona beni gördüğünü anlatmış olsa neden ağzını arasın ki? Direk “doğru mu bunlar” diye bağırmaya başlardı sana.. bence anneannenin bir şey bildiği yok.. o gene sana birilerini ayarlamak için geliyor buraya.. Hilda 2’yi de yanında destek olarak getiriyor!
dedi son derece uyuz bir ses tonuyla..
Batu: Gerçi Hilda 2 seni kendi torunu Seymur’a istiyordu di mi? O yüzden başkasına ayarlamaya çalışmaz seni..
Lale: Off Batu her şey bitti, bu mu kaldı şimdi!?
dedi gözlerini devirerek..
Batu: Anneannen geliyorsa şimdi ben bütün haftasonu seni göremeyeceğim di mi?

Lale yine üzgünce başını sallayınca onun bu boynu bükük hali içine dokundu Batu’nun.. Papatyaları elinden alıp biraz ilerdeki mutfak tezgahına bıraktıktan sonra Lale’yi sırtına alıverdi..
Lale: Ya Batu ne yapıyorsun!?
dedi şaşkınlık dolu küçük bir çığlıkla.. bu sırada Batu çoktan merdivenlere yönelmişti..
Batu: Haftasonu görüşemeyeceğimize göre önden avans istiyorum..
deyince sonunda başarmış, Lale’yi yeniden güldürmüştü..
Lale: Şimdi mi istiyorsun avansını?
Batu: Evet şimdi.. sonra da baş başa yemek yeriz.. yorulmuş olacağımız için baya acıkmış oluruz ne de olsa..
derken onun yine imalı imalı sırıttığını sesinden anlayan Lale şakayla sırtına vurdu..
Batu: Ne vuruyorsun ya ciddi diyordum ben! Hatta yemeği terasta yiyelim bence, nasılsa hava fazla soğuk değil.. güzel bir şarap da açarız.. sonra ben yine o koltuklarda kucağına yatarım..  sen de saçlarımla oynarsın..
Lale: E bunları önceden yapsak da avansını sonra alsan olmuyor mu?
diyerek güldü..
Batu: Olmuyor canım, şarap içtikten sonra mayışıp uyuyakalıyorsun sen!
dedi suçlarcasına..
Lale: Hani ‘azdırıyordu’ şarap beni??
Batu: Tabii o da var ama mayıştırma etkisi daha baskın oluyor nedense..! Ben kıvranırken sırtını dönüp uyumak daha çok işine geliyor senin!!
derken yatak odasına gelmiş oldukları için Lale’yi yatağa bırakıp üstüne uzanarak kıkırdamalarını susturdu..

Sabah olduğunda bu kez geçen seferki gibi risk almak istemeyen Lale kurduğu alarmın sesine uyanmış, Batu’yu da güçlükle uyandırıp kaldırmıştı yataktan.. inanılmaz huzursuzdu.. içinde ağır bir sıkıntı vardı.. neyse ki Batu sayesinde dünden beri bu kasvetli havadan biraz olsun suyrılabilmişti.. ama şimdi anneannesinin gelişi yaklaştıkça içinin daralmasına engel olamıyordu..
Cumartesi sabahı bu kadar erken uyanmak zorunda kaldığı için söylenen Batu sonunda hazırlanabildiğinde beraber aşağıya indiler..
Batu: Beraber bir kahvaltı edecek zamanımız da mı yok?
dedi yalvaran gözlerini Lale’ninkilere dikerek..
Etkilenmemek için hemen gözlerini kaçırdı Lale..
Lale: Yok! Anneannem her an gelebilir!
dedi taviz vermeyen bir sesle ve sokak kapısını açtı..
Lale: Hadi git çabuk.. asansörde falan karşılaşırsanız facia olur!!
Batu: Niye ya ne var bunda.. bu apartmanda oturan başka birine geldim belki olamaz mı?
Lale: Olamaz Batu olamaz!
diyerek itekledi onu..
Batu: Niye olmasın canım.. Gayet medenice “günaydın” deyip hatırlarını sorarım Hilda 1’le Hilda 2’ye.. sonra da “bu apartmanda oturan bir sevgilim var, dün gece onda kalmıştım” derim..
diye sırıtınca Lale hışımla kafasına bir fiske vurdu..
Lale: Oldu olacak babama dediğin gibi “nişanlım bu apartmanda oturuyor” deseydin!
Batu: Aa doğru bak ben onu unutmuştum!
diye sırıtınca Lale sabırsızca içini çekti..
Lale: Batu ne olur git artık!
Batu: Tamam gidiyorum.. bak gittim bile..
diyerek çıktı kapıdan.. sonra dönüp Lale’ye baktı..
Batu: Bir veda öpücüğü de mi yok?
diye yeniden sırnaşmaya çalışınca Lale kızgınlıkla kaşlarını çattı..
Lale: Yok!
Batu: Aşk olsun ama.. insan sevgilisini böyle mi yolcu eder ya?
diyerek dudaklarına uzanmaya çalışınca Lale onu itti..
Lale: Dün yeterince ‘yolcu ettim’ ben seni Batu! Aldığın ‘avansı’ unuttun galiba!
Batu: Hiç unutur muyum sevgilim.. hala her anı aklımda..
dedi o çarpık gülümsemesiyle.. Lale’nin bakışlarını görünce ise onu her daim sinirlendirmeyi başaran sırıtması kapladı yüzünü..
Batu: İnanmıyorsan anlatayım bak?
Lale: Ay hayır anlatma tabii ki Batu!!
dedi hışımla..
Lale: Git artık hadi!
Batu: Seni öpmeden gidebilir miyim ama ben ya…
diye sızlandı..
Lale: Batu hiç laftan anlamaz mısın sen!?
dedi bıkkınlıkla..
Batu: Ya ama ne var bir öpücük versen? Ne olur ki yani?
Lale: Off Batu hadi git artık ya..! ben sana öpücük verirken birden asansörden çıkarlarsa görürsün!
Batu: Nerede o günler..
diye mırıldanınca Lale ona ters bir bakış atarak sertçe kapıyı kapattı..

Batu hafiften somurtan bir suratla asansörü çağırırken birden kapı tekrar açıldı.. ve Lale koşar adımlarla yanına gelip boynuna atladı..
Lale: Seni çok seviyorum.. sakın unutma tamam mı?
diye fısıldayarak yüzünü omzuna gömünce Batu’nun yüzünü, gamzelerini çukurlaştıran o derin gülümseme kaplamıştı..
Batu: Unutmam merak etme…
diyordu ki birden Lale’nin bu beklenmedik itirafının altında yatabilecek nedenler üşüştü aklına.. Lale’nin beline sardığı kollarını çözerek geri çekilip gözlerinin içine baktı..
Batu: Ne demek şimdi bu “sakın unutma”?? Niye böyle bir şey söyledin sen?
derken sesinin sert çıkmasına engel olamamıştı.. ama Lale’yi tanıyordu.. biraz önceki şakalaşmalarından sonra durup dururken böyle bir şey söylemesinin altında mutlaka bir şeyler olduğunu tahmin edebiliyordu..
Lale: Hiç öylesine..
diyerek omuzlarını silken Lale’nin söylediklerinin tam tersine dudaklarının titrediğini görünce daha da çatıldı kaşları..
Batu: Lale böyle lafı dolandırma, ne söylemek istiyorsan açık açık söyle bana!! Ne anlama geliyor bu “sakın unutma” lafı!?
derken asansörün geldiğini haber veren ses duyulunca Lale uzanıp yanağına küçük bir öpücük bıraktı..
Lale: Bir anlama gelmiyor, öylesine söyledim.. hadi git artık..
dese de hüzünle gölgelenmişti gözleri..
Batu: Ne demek istediğini söyleyene kadar hiçbir yere gitmiyorum!!
dedi ısrarla..
Lale: Bir şey demek istemedim Batu ne olur uzatma..
Batu: Ne demek uzatma ya!?!
derken artık iyiden iyiye bağırmaya başlamıştı ki evin içinden Lale’nin telefonunun sesi geldi..
Lale: Kesin anneannem arıyor.. Mersin’e girmişlerdir mutlaka! Ne olur Batu git artık!!
dedi panikleyerek.. sonra uzanıp tekrar öptü onu..
Lale: Seni seviyorum..
dedi ve yavaşça eve girip kapıyı kapattı..
Batu ne düşüneceğini bilemeden kızgın gözlerle kapanan kapıya bakarken Lale’nin bu hallerinin hiç de iyiye alamet olmadığının farkındaydı.. ama birlikte bunca şeyi atlattıktan sonra buraya kadar gelmişken artık ne olursa olsun onu bırakamazdı.. onun kendisini bırakmasına da izin vermeyecekti!


Gün geceye doğru devrilirken akşam üstü güneşiyle yıkanan Mersin’in yegane alışveriş merkezinin üstü açık kısmında yanında anneannesi ve Suzan Hanım’la birlikte boş boş dolanıyordu Lale.. İki yaşlı kadın sabah geldiklerinden beri çılgınca bir alışveriş turuna kaptırmışlardı kendilerini. Hatta Mersin’e böyle apar topar gelişlerinin nedeninin sadece alışverişle ilgili olduğundan şüpheleniyordu Lale.. dünden beri boşu boşuna kuruntu yaptığını anlayınca içi rahatlamıştı.. Alışveriş konusunda İskenderun ve Antakya’ya açık ara fark atarak pek çok ünlü markaya ev sahipliği yapan mağazalarıyla Mersin çok daha cazip bir seçenekti alışverişkolik anneannesi için.. ama işte Tina’yla olanlar nedeniyle o kadar tedirgindi ki bu ani ziyaretin sebebinin alışveriş gibi basit bir şey olabileceğini aklına bile getirmemişti.. Aşırı rahatlamasına neden olan başka bir konu da, Batu’nun şüphelerinin aksine ne anneannesinin ne de Suzan Teyze’nin evlilik konusunu sabahtan beri bir kez bile gündeme getirmemiş olmasıydı.. boş yere günahlarını almışlardı, iki eski arkadaş gerçekten de yalnızca alışveriş için gelmişlerdi Mersin’e galiba…

Akşan yemeği için babası yanındayken Batu’yla karşılaştıkları balık restoranından üç kişilik yer ayırtmıştı Lale.. bütün gün bu iki alışveriş delisi kadının arkasında oradan oraya dolaştığı için ayaklarına kara sular inmişti, bir an önce yemeğe gitmek için can atıyordu.. Acaba bu akşam Batu ne yapacaktı..? En son öğlen vakti konuştuklarında Batu şantiyede az bir işinin olduğunu, sonrasında annesinin sitemlerini dindirmek için Adana’ya ailesini görmeye gidebileceğini söylemişti ama sonra bir daha sesi çıkmamıştı. Tam telefonunu çıkarmış, anneannesiyle Suzan Hanım’ın yeni bir mağazaya dalmasını fırsat bilerek mağazanın kapısının önünde durup Batu’nun numarasını tuşlamıştı ki kalabalığın arasından karşıdan kimin geldiğini görünce olduğu yere çivilenip kaldı..

Eşiyle beraber vitrinlere bakarak sallana sallana yürüyen Tina da çok geçmeden Lale’yi fark etmişti.. bir an için o da durdu kaldı.. ama sonra yüzünde imalı bir gülümsemeyle ona doğru yürüdü..
Tina: Merhaba Lale..
diyerek gelip önünde durdu..
Lale ne yapacağını bilemeden boş boş Tina’nın suratına baktı.. birkaç gün önce işittiği onca hakaretten sonra değil selam vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu bu kadının ama yanında eşi Yusuf da olduğu için nasıl davranacağına karar verememişti.. sonunda mecburen soğuk bir sesle
Lale: Merhaba..
dedi..
Tina: Alışverişe çıkmışsın galiba?
dedi hayra alamet olamayacak kadar yumuşak bir sesle..
Lale: Hı hı..
diyerek hızla başını salladı.. Anneannesi ve Suzan Teyze mağazadan çıkmadan Tina’yı başından savmak istiyor, olabildiğince az ve öz cevaplar vererek Tina’nın onlarla karşılaşmasını önlemekte kararlı görünüyordu..
Ne yazık ki Tina’nın
Tina: Müslüman sevgilin için bornoz bakıyordun herhalde?
demesiyle beraber aldığı bütün bu kararlar çöpe gitti.. bir anda sanki damarlarındaki tüm kan çekilmiş, vücudunun her yanı buz kesmişti..
Lale: Ne diyorsun sen ya!?
derken öfkeden sesi titriyordu..
Tina: Ne dediğimi sen gayet iyi biliyorsun..
diye sırıtarak eşi Yusuf’a döndü..
Tina: Biliyor musun canım ben geçen sabah Lale’ye kahvaltıya gittiğimde kimle karşılaştım?
Yusuf, eşi ve Lale arasında geçen bu kısa konuşmadan hiçbir şey anlamadığını gösteren şaşkın bir ifadeyle sordu..
Yusuf: Kimle karşılaştın?
Lale: Tina!!
diye bağırdı sertçe ama Tina hiç oralı olmadı..
Tina: Lale’nin Müslüman ‘yatak arkadaşı’ Batu’yla… Hem de tahmin edebileceğin gibi Lale’nin yatak odasında!
Lale’nin sinirden şakakları zonklamaya başlamıştı.. gözleri kararır gibi oluyor, midesi bulanıyor, kulakları uğulduyordu.. Tina'yı elleriyle boğmak için bir kaşık suya bile ihtiyacı yoktu artık!
Lale: Saçma sapan konuşma Tina!
diye tısladı..
Tina hiç umursamıyordu bile Lale’yi.. Gayet sakin bir sesle
Tina: Saçma sapan konuşmuyorum, gördüklerimi anlatıyorum..
dedikten sonra yeniden eşine döndü..
Tina: Sabahın sekiz buçuğunda duştan çıkmış, üstünde sadece beline sardığı bir havluyla Lale’nin odasında dolanıyordu.. O yatak odasına ilk gelişi olmadığı her halinden belliydi yani.. bir de benim üstüme yürüdü inanabiliyor musun!? Ama tabii bilemeyiz, Lale belki ‘Batu’dan başkalarını da atmıştır garsoniyerine değil mi?
diye alayla gülünce Lale’nin bütün vücudu sinirden yeepden tırnağa titremeye başlamıştı..
Lale: Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşabiliyorsun!?
derken avazı çıktığı kadar bağırdığının farkında bile değildi, öfkeden kendini kaybetmişti..
Lale: Orası benim garsoniyerim falan değil, evim! Batu da benim yatak arkadaşım falan değil, sevgilim!! Sadece sevgilim de değil, evleneceğim adam! Batu’dan başka kimse girmedi o eve.. ondan başka kimseye dokunmadım ben!
Tina Lale’nin dediklerinin tek bir kelimesinin bile doğruluğuna inanmadığını gösteren küstah bir tavırla güldü.. karşılık vermek için ağzını açmıştı ki birden yüzü kül rengine döndü.. gözleri yerlerinden çıkacak gibi korkuyla açılmıştı..

Lale onun neyi fark edip de bu kadar sarsıldığını görmek için arkasını dönerken bile aslında içten içe biliyor, karşılaşacağı manzaradan deli gibi korkuyordu.. ve korktuğu başına geldi.. anneannesi bembeyaz bir suratla arkasında durmuş, duyduklarına inanmak istemeyen hayal kırıklığı dolu bir ifade ve bomboş bakan gözlerle donmuş kalmıştı.. yanında duran Suzan Hanım’ın da ondan pek farkı yoktu ama Hilda Hanım çok daha kötü görünüyordu.. olduğu yerde sallanmaya başlayınca Lale panikle ona doğru atıldı..
Lale: Anneanne..!
diyerek kolunu tutmaya çalıştı ama Hilda Hanım o şoka girmiş halinden beklenmeyecek bir çeviklikle kolunu çekti.. boş boş bakan gözleri Lale’ninkilerle karşılaşınca birden canlandı, öfke dolu pırıltılarla alev aldı..
Hilda: Yazıklar olsun!
dedi dişlerinin arasından..
Gözleri anında dolu dolu oldu Lale’nin.. Anneannesinin eline sarıldı..
Lale: Teta ne olur..
dedi yalvaran bir sesle ama Hilda Hanım hışımla elini çekti..
Hilda: Bırak dokunma bana!!
diye nefretle bağırdı Lale’nin suratına..
Sonra arkasını dönüp gitmek için bir adım atmaya çalıştı ama sendeledi.. Suzan Hanım’ın koluna tutunarak dengesini bulmaya çalışırken gözleri kaydı ve Hilda Hanım yere yığıldı kaldı..

Lale birkaç saniye heykel gibi olduğu yerde durdu kaldı.. sonra anneannesinin yerde yatan baygın bedenini görünce deli gibi bağırmaya başladı.. aklını kaybetmiş gibiydi, anneannesinin yanına yere çökmüş çığlık çığlığa ağlıyordu..
Lale: Anneanne.. anneanne aç gözlerini! Anneannecim nolur aç gözlerini.. Teta beni duyuyor musun.. Teta nolur yalvarıyorum gözlerini aç!!
diye hıçkıra hıçkıra ağlayarak sarsıyordu anneannesini ama Hilda Hanım numara yapmıyordu.. gerçekten de bayılmıştı..
Lale: Yardım edin nolur!!
diye başını kaldırıp etrafına bakınarak bağırdı Lale..
Lale: Biri ambulans çağırsın.. öyle izleyeceğinize yardım etsenize!!!
diyerek haykırdı birkaç saniye içinde başlarına toplanan kalabalığa.. sonra iğrenerek dönüp şok olmuş bir halde orada dikilen Tina’ya baktı..
Lale: Orada öyle duracağına ambulans çağırsana!!
diye bağırdı.. ama Tina sahiden de şoka girmiş gibiydi.. Lale’ye söylediklerini Hilda Hanım’ın duyabileceğini hiç hesaba katmamış olduğu yüzündeki korkmuş ifadeden belli oluyordu.. Lale’ye ne demiş olursa olsun, bu olayı Hilda Hanım’a duyurmayı hiçbir zaman istemediği anlaşılıyordu.. Lale’ye ettiği zehir zemberek lafların nelere yol açağını o da bilememişti..
Lale: Anneannecim.. anneannecim.. nolur gözlerini aç lütfen lütfen lütfen..
diyerek sayıklıyordu Lale..

Tam o sırada kalabalığı yaran biri nefes nefese gelip yanına çöktü..
Batu: Lale..
diye soluyarak sımsıkı ellerine sarlan Batu’ydu bu..
Onu görünce büsbütün delirmiş gibi ağlamaya başladı Lale..
Lale: Batu anneannem.. anneannem..!!
Batu: Biliyorum canım.. biliyorum Lalem.. nolur sakin ol..
diyerek ellerini okşadı..
Batu: Ambulans çağırdım ben.. birazdan burada olacak..
dese de Lale sanki duymuyordu.. duyuyorsa da anlamıyordu.. deli gibi ağlamaya devam ediyordu..
Lale: Ya bir şey olursa… ya uyanamazsa…
diye çığlık atarken o kadar şiddetle ağlıyordu ki sonunda öksürmeye başlayınca Batu da panikledi.. yüzünü ellerinin arasına alarak Lale’nin kendisine bakmasını sağladı..
Batu: Bir şey olmayacak anneannene! Lale nolur beni dinle, bir şey olmayacak diyorum.. Kendine gel Lale nolur..!
Sesini Lale’ye duyurmak için o da bağırıyordu artık ama Lale onu duymuyor, arada öksürüklerle kesilen ağlaması tüm şiddetiyle devam ediyordu..

Birkaç dakika sonra sağlık görevlileri gelip de Hilda Hanım sedyeyle ambulansa taşındığında Batu, ayakta durmakta bile güçlük çeken Lale’yi belinden tutarak oraya doğru yürüttü.. O kadar halsiz görünmesine rağmen, ambulans hareket etmeden önce anneannesinin yanına geçmek için hamle yaptı Lale.. ama Suzan Hanım sertçe itti onu.. Tiksintiyle Lale’nin suratına baktıktan sonra
Suzan: Sen gelme.. ben giderim onunla!
dedi tükürür gibi.. ve Lale’nin bir şey söylemesine fırsat bırakmadan ambulansa binip Hilda Hanım’ın yanına geçti.. ambulansın kapısı kapatıldıktan sonra siren sesi yeniden çalınmaya başlayıp araç hareket edince Lale anneannesini götüren ambulansın arkasından çaresizlikle bakakaldı..

Alışveriş merkezinin hemen karşısında bir özel hastane olduğu için ambulansın siren sesi bile uzaklaşmadan hastaneye yetiştirilmişti Hilda Hanım.. Batu da hala deli gibi ağlayan Lale’yi arabasına bindirip oraya götürmüştü hemen.. Lale Batu’ya tutunarak perişan bir halde hastaneye girdiğinde, bayılıp yere düştüğü sırada kafasını çarpmış olduğu için her ihtimale karşı apar topar tomografiye almışlardı Hilda Hanım’ı.. Bunu duyan Lale biraz önceki gibi hıçkırarak ağlamaya başlayınca Batu kolunu omzuna atarak göğsüne çekti onu.. onu biraz olsun sakinleştirebilmek için saçlarını okşayıp öpüyor, kulağına yatıştırıcı sözler fısıldıyordu ama Lale sakinleşecek gibi değildi.. Batu’nun göğsüne yaslanmış ağlıyordu.. o ağladıkça Batu’nun içinden bir şeyler kopup gidiyordu.. o boğuk hıçkırıkları içini parçalıyor, yanaklarından süzülen göz yaşları yüreğini dağlıyordu..

Batu: Lalem.. canım.. bak hastanedeyiz, bir şey olmayacak anneannene.. ne olur artık biraz sakinleş canım lütfen..
diye mırıldanarak saçlarını okşuyordu ki kendilerini nefretle süzen Suzan Hanım’la göz göze geldi.. ve sabah Lale’nin söylediklerinden işkillenip bütün günü onu takip ederek geçirdiği için içinden şükretti.. iyi ki o “seni çok seviyorum, sakın unutma tamam mı?” cümlesinden şüphelenmiş, iyi ki öğlene kalmadan şantiyedeki işlerini bitirmiş ve iyi ki telefonda Lale’den nerede olduğunu öğrendikten sonra gidip peşine takılmıştı.. Hilda Hanım’la ekürisi Suzan Hanım’ı günahı kadar sevmediğinden onlara hiç güvenmiyor, bir iş çevirdiklerinden yüzde yüz emin olduğundan, akşam Lale’yi bilmem kimin oğluyla buluşturacaklarından fena halde kuşkulanıyordu! Bu yüzden bütün gün gölge gibi Lale’yi takip etmişti.. Alışveriş merkezinde biraz geride durarak onu izlerken Tina’yla karşılaştığını ve tartışmaya başladıklarını görünce yanına gidip gitmemekte tereddüt etmişti.. Hilda Hanım’la Suzan Hanım hemen yandaki mağazada olmasalar çoktan soluğu orada almıştı ama Lale’nin bundan hiç hoşnut kalmayacağını bildiğinden dişini sıkmış, o Tina denen işgüzara haddini bildirmek için yanıp tutuşmasına rağmen kendini tutmuştu.. fakat sonrasında Hilda Hanım’ın mağazadan çıktığını ve yüzündeki dehşet ifadesiyle Lale’ye bakakaldığını görünce olayın çığırından çıktığını anlamış, Lale’nin bu durumu tek başına göğüslemesine izin vermemek için oraya doğru yürümeye başlamıştı ki Hilda Hanım birden yere yığılmıştı.. sonrası Lale’nin canhıraş çığlıklarının hala kulaklarında uğuldadığı, ambulans çağırdıktan sonra onun yanına nasıl koşup gittiğini hatırlayamadığı, çığlık çığlığa ağlayan o halini görünce buna sebep olan herkesi öldürmek için delicesine bir istek duyduğu ve asla bir daha yaşamak istemediği bir kabustu..

Yarım saat kadar sonra Hilda Hanım kendine gelmiş ve odaya alınmıştı.. Çekilen tomografide korkulacak bir durum olmadığı görülmüş, yaşadığı ani şok ve stres nedeniyle onun yaşında biri için oldukça tehlikeli boyutlara ulaşan tansiyonu yüzünden baygınlık geçirdiği ortaya çıkmıştı.. Bunu duyan Lale bütün bunlara kendisinin sebebiyet verdiğini düşünerek biraz daha ağlamış ama sonunda anneannesinin gayet iyi olduğunu öğrenince biraz sakinleşmişti.. ama ağlamaktan yüzü muşmulaya dönmüş durumdaydı.. kanlanmış gözleri bir çizgi halini almış, burnu kıpkırmızı olmuştu.. elindeki peçeteyle devamlı burnunu silip duruyordu.. onu böyle gördükçe Batu’nun boğazına taş gibi bir şey gelip oturuyordu..
Batu: Lale hadi ne olur ağlama artık.. bak bir şeyi yokmuş işte anneannenin, gayet iyiymiş.. biraz dinlendikten sonra taburcu bile olabilir dediler, sen de duydun.. 
diyerek yüzünü ellerinin arasına aldı..
Lale: Nasıl ağlamayayım Batu ya..
derken ağlamaktan sesi kısıldığı için zar zor duyabiliyordu Batu onu..
Lale: Hepsi benim yüzümden oldu..
Yeniden gözleri dolmuştu..
Batu: Hayır senin yüzünden değil..
derken usulca yanaklarını okşuyordu..
Lale: Nasıl benim yüzümden değil ya, benim yüzümden işte!!
diyerek burnunu çektikten sonra Batu’nun gözlerinin içine baktı..
Lale: Sen nasıl hemen geldin oraya?
diye sordu masumca.. Batu’nun gün boyunca kendisini takip ettiği aklının ucundan bile geçmiyordu besbelli..
Hafifçe gülümsedi Batu..
Batu: Benim Lalem öyle ağlar da ben gelmez miyim…
deyince gözleri ıslak olmasına rağmen Lale de hafifçe tebessüm etti..
Lale: İyi ki geldin..
diye mırıldanarak başını yana doğru çevirip yanağının üstünde duran Batu’nun elinin içine küçük bir öpücük bıraktı sonra..
Batu da eğilip saçlarına usulca bir öpücük kondurdu..
Batu: İyi ki geldim…
dedi sessizce..
Tam o sırada Hilda Hanım’ı yatırdıkları odadan çıkan Suzan Hanım pis bir bakış attı onlara doğru.. sonra da kahve almak için koridorun diğer ucundaki kahve makinesine doğru yürüdü..

Onun odadan çıktığını gören Lale ise attığı bakışlara hiç aldırış etmeden odaya doğru seyirtti hemen.. Batu yavaşça kolundan tuttu..
Batu: Lale istersen biraz daha dinlensin anneannen?
Lale panikle başını iki yana salladı..
Lale: Hayır hemen konuşmam lazım onunla..
deyince Batu da içini çekti..
Batu: Peki sen bilirsin..
dedi.. sonra kararsızlıkla Lale’nin gözlerine baktı..
Batu: Ben de gelip “geçmiş olsun” diyeyim mi…?
Bütün bu olanlara rağmen bunu içtenlikle sorabilmesi karşısında Lale resmen erimişti.. keşke şu kapıdan bu adamın elini tutarak girebilseydi… ama işte olmuyordu… hayran hayran baktı ona..
Lale: Demiş kadar oldun boşver..
derken sesi titriyordu.. sonra parmak ucuna yükselip kulağına fısıldadı..
Lale: Şimdi burada olmasaydık öperdim seni..
Batu’nun ağzı kulaklarına vardı bu sözlerle..
Batu: Neyse borcun olsun, sonra öpersin..
deyince Lale sessizce güldü..
Batu: Ama bak borcunu unutmak yok!
deyince başını salladı.. sonra alnına götürdüğü elleriyle saçlarını geriye iterek derin bir nefes aldı ve elini kapı koluna uzattı.. içeri girmeden önce son kez Batu’ya baktı.. ürkek bir sesle
Lale: Sen burada bekle tamam mı?
derken yalnız kalmaktan korkan küçük bir kız çocuğu gibiydi..
Batu elini tutup dudaklarına götürerek avucunun içini tuttu..
Batu: Ben zaten buradayım.. ama sen de ağlamayacaksın tamam mı?
deyince Lale halsizce gülümsedi.. ve odanın kapısını açıp içeri girdi..

Hilda Hanım odanın ortasındaki yatakta boylu boyunca yatıyor, hiç konuşmadan tavana bakıyordu.. Odaya birinin girdiğini duyunca başını çevirip kapıya doğru baktı.. Lale’yi görünce yüz hatları gerildi.. bakışları sertleşti.. kaşları çatıldı.. hiçbir şey söylemeden başını çevirdi..
Lale çekinerek yavaş adımlarla yatağa doğru yürüyüp Hilda Hanım’ın ayak ucunda durdu..
Lale: Teta biliyorum bana kızgınsın ama…
dedi duyulur duyulmaz bir sesle..
Lale: Ne olur beni bi dinler misin?
Hilda Hanım öfkeyle parlayan gözlerini tavandan çekip Lale’ye baktı..
Hilda: Neyini dinleyeceğim Lale.. neyini? O çocukla evinin yatak odasında neler yaptığını mı anlatacaksın bana!?
Lale: Teta lütfen…
derken anneannesine yalvarıyordu adeta ama Hilda Hanım ona merhamet etmekten çok uzaktı o anda..
Hilda: ‘Lütfen’i falan yok bunun Lale! Nasıl bir hata yaptığının farkında mısın sen??
Lale usulca yatağın ucuna iliştikten sonra derin bir nefes alarak anneannesinin gözlerinin içine baktı..
Lale: Sen bunun bir hata olduğunu düşünüyorsun biliyorum ama inan öyle değil.. Hata yapmıyorum ben..
Hilda: Hata yapmıyormuş…!
diye öfkeyle bağırdı Hilda Hanım..
Hilda: Ya ne yapıyorsun? Şu yaptığın işin nesi doğru söylesene bana Lale!! Seni uyardım… bu işin en başında uyardım seni ben.. “yapma” dedim.. “bu iş olmaz” dedim.. “o çocuğun senden tek istediği seninle beraber olmak” dedim.. ama sen sanki ben bunların hiçbirini dememişim gibi gittin yine kendi bildiğini okudun!
Lale: Anneanne nolur bağırma.. bak beni bir dinlersen…
Hilda: Seni dinlememe gerek yok Lale.. çünkü ne söyleyeceğini gayet iyi biliyorum! O serseriye aşık olduğunu söyleyeceksin değil mi?
diye dudak büktü..
Lale: Evet öyle.. ben Batu’ya aşığım Teta.. çok aşığım.. çok seviyorum.. neden anlamak istemiyorsun? Bunu anlamak bu kadar zor mu?
derken yine göz pınarlarına yaşlar birikmişti ama anneannesi gözyaşlarından zerre kadar etkilenmiş görünmüyordu..

Hilda: Evet zor! Benden bunu anlamamı bekleme Lale.. Aşk falan değil bu! O çocuğun derdinin ne olduğu en başından belliydi..! Kaç kez söyledim bunu sana..
derken haklı olduğundan o kadar emindi ki söylediklerinin doğruluğundan hiç şüphe duymadığı yüzündeki ifadeden anlaşılıyordu..
Hilda: Ama sen o kadar aptalsın ki.. o pislik gözünü o kadar kör etmiş ki bunu bile göremiyorsun! Hevesini aldıktan sonra seni ortada bıraktığı zaman anlayacaksın beni ama o zaman çok geç olmuş olacak!
deyince odaya girerken sakinliğini korumak için kendine söz vermiş olan Lale daha fazla dayanamayıp ayağa fırladı..
Lale: Hayır öyle değil işte! Hiçbir şey senin sandığın gibi değil! Senin sandığın gibi Batu’nun tek derdi benimle yatmak olsaydı şimdiye çoktan hevesini almış olması gerekirdi!!
Hilda Hanım’ın yüzü üzerinde yattığı çarşaflar gibi bembeyaz kesildi bir anda..
Hilda: Ne demek istiyorsun sen!?
dedi dehşetle..
Lale: Ben Batu’yla ilk defa tanıştığımız yaz beraber oldum.. sonrasında da o askere, ben Paris’e gidince çok uzun süre ayrı kaldık.. hevesini alıp sıkılacak beni bırakacak olsaydı şimdiye çoktan yapardı bunu!!
Hilda Hanım halsizce elini alnına götürerek başını tuttu..
Hilda: Sana inanamıyorum Lale…
dedi sayıklar gibi..
Hilda: Bir de çok büyük marifetmiş gibi söylüyorsun bunu bana!
Lale: Marifet diye söylemiyorum.. Batu senin düşündüğün gibi biri değil, ilişkimiz de sandığın gibi bir ilişki değil, bunu anlaman için söylüyorum! Ben onu seviyorum anneanne.. hem de çok seviyorum.. ne olur biraz anlamaya çalış beni..
diyerek anneannesinin elini tutmaya çalıştı ama Hilda Hanım yine izin vermedi, sertçe çekti elini..
Hilda: Allahım inanamıyorum.. daha böyle ne rezillikler duyacağım kim bilir.. Yazıklar olsun sana Lale.. biz seni böyle mi yetiştirdik!?
diye hırsla bağırdı..
Hilda: Böyle mi terbiye verildi sana? Gördüğün ilk erkekle yat diye mi bu kadar üzerine düştü baban senin..!
Lale: Gördüğüm ilk erkek olmasıyla falan alakası yok bunun!! Ayrıca Batu’nun gördüğüm ilk erkek olmadığını sen de çok iyi biliyorsun! Hiç boşuna sözde ahlak dersi vermeye çalışma bana anneanne.. Batu Hristiyan bir ailenin oğlu olsaydı şu an sevinçten boynuma sarılmıştın, ikimiz de biliyoruz bunu..!
Hilda: Sorun da bu işte.. Hristiyan bir ailenin oğlu değil o!
Lale: Değilse değil, ne yapayım.. bu benim umrumda bile değil ki! Benim Müslüman bir ailenin kızı olmamam da Batu’nun umrunda değil! yeter artık anneanne ya hangi devirde yaşıyoruz!? Farklı dinden biriyle evlenen bir sürü insan var!
Hilda: Evet var ama o insanların hiçbiri benim torunum değil!!

Lale sakin olmaya çalışarak derin bir nefes aldı.. anneannesinin tansiyonunun yeniden fırlamasını istemiyordu ama bu konuşma devam ettikçe öfke kat sayısının hızla artmasına da engel olamıyordu..
Lale: Bak ben seni anlamaya çalışıyorum.. Yaşadığımız ülkede çok küçük bir azınlığız biz.. haklı olarak çocuklarının, torunlarının kendileri gibi Hristiyan biriyle evlenmelerini istiyorsun.. gerçekten anlıyorum seni.. ama ne olur sen de beni anlamaya çalış.. lütfen anneanne..
diyerek bu defa çekmesine izin vermeden tuttu elini..
Lale: Ben deliler gibi seviyorum onu.. aşığım diyorum anlasana!!
diye bağırırken sonunda ağlamaya başladı..
Lale: Ondan başkasıyla olamam ben.. Hristiyan olmaması falan umrumda değil! Hiçbir şey yok gözümde.. yeter ki onunla olayım.. başka hiçbir şey istemiyorum!
derken bir yandan da şiddetle ağlıyordu..
Lale: Batu’dan başkasıyla olursam ölürüm ben.. yapamam.. Biraz anla beni Teta ne olur yalvarıyorum sana.. sen hiç mi aşık olmadın?
Hilda Hanım ters bakışlarla süzdü torununu.. ve yine sertçe çekti elini..
Hilda: Konumuz benim aşık olup olmamam değil Lale! Aşktan daha önemli şeyler de var hayatta.. aşık olduysam bile ailemin sözünden dışarı çıkmadım ben.. sonu gelmeyecek bir şey için ailemi çiğnemedim..!
Lale ister istemez şaşırmıştı bu cevap karşısında.. burnunu çekerek anneannesine baktı merakla.. 
Lale: Nasıl yani.. sen de mi başka dinden birine aşık olmuştun?
diye sordu hayretle ama bu soru Hilda Hanım’ı daha fazla sinirlendirmekten başka bir işe yaramamıştı..
Hilda: Şimdi konumuz bu değil!
diye hışımla bağırdı..
Hilda: Nasıl yapabildin bunu hala anlayamıyorum Lale.. biz sen burada tek başına çalışıyorsun uğraşıyorsun didiniyorsun diye düşünrüken aylardır burada o çocukla düşüp kalkıyor muydun sen ha..!
Lale: Anneanne daha kaç kez söylemem lazım, ben Batu’yu seviyorum! O da beni seviyor..! Evleneceğiz biz.. kimseyle düşüp kalkmadım ben!
derken artık o da sesinin volumünü kontrol edemiyor, bas bas bağırıyordu..
Hilda: Evlenecek misiniz??
diyerek histerik bir kahkaha attı..
Hilda: Hayal görme Lale!! O çocukla evlenemezsin sen! Böyle bir şeyi ne biz kabul ederiz ne de onun ailesi!! Baban böyle bir şeyi asla kabul etmez! O aile de seni hiçbir zaman istemez!
Lale: Neden ama… neden.. neden kabul etmiyor babam? Başka dinden biriyle evlenen…..
diyerek biraz önce söylediklerini tekrarlıyordu ki anneannesi sinirle sözünü kesti.
Hilda: Sana biraz önce de söyledim Lale, o insanların hiçbiri benim torunum değil.. hiçbiri babanın kızı değil! O insanların hiçbiri beni ilgilendirmiyor, beni sen ilgilendiriyorsun! Ben böyle bir şeye asla göz yumamam.. baban da ölse affetmez seni, biliyorsun!
dedikten sonra inanamayarak başını iki yana salladı..
Hilda: Şu hale bak.. Baban da nasıl gururlanıyordu seninle.. Sana Mersin’de iş kurduğu için nasıl memnundu.. işleri çekip çevirmeyi birkaç ayda öğrendin diye nasıl seviniyordu, kabına sığamıyordu adam.. babanın senin için bütün bu yaptıklarına teşekkürün bu mu!? O çok düşkün olduğun, herkesten çok sevdiğin babana bunu mu layık görüyorsun?

İşte sonunda Lale’yi en hassas noktasından yakalamayı başarmıştı Hilda Hanım.. torununun kirpiklerinin ucundaki göz yaşlarını görünce alayla gülümsedi..
Hilda: Adamcağızın aylardır aklı hep sende.. “bu kız orada ne yer ne içer, tek başına ne yapar” diye bir an dilinden düşürmüyordu seni.. o kadar nankörsün ki Lale.. adamcağız kızının burada ne haltlar çevirdiğini bir bilse  küt diye  gider herhalde!
Lale: Anneanne!!
dedi ağlamaklı bir sesle..
Hilda: Hiç öyle “anneanne” deme bana Lale! Melis’in düğününde Mişel’i sizden habersiz getirdim de babanın fenalaşmasına neden oldum diye kızıyordun bana.. peki senin bu yaptığına ne demeli? Baban o çocukla beraber olduğunu, evlenmeyi düşündüğünü, evinde onunla beraber yaşadığını öğrenince ne yapacak sence? “Aferin kızım çok iyi yapmışsın” diyeceğini mi zannediyorsun!?
dedi bağırarak..
O bağırdıkça Lale biraz daha küçülmüştü olduğu yerde.. deminden beri konuştukları arasında en çok canını acıtan bu son cümlelerdi belki.. babasının bu ilişkiyi öğrendiğinde neler söyleyeceğini, neler yapacağını zaten tahmin edebiliyordu ama bunları böyle açıkça bir başkasından duymak bir nevi Osmanlı tokatı etkisi yaratmıştı bünyesinde.. suçluluk duygusu mengene gibi sıkıyordu sanki boğazını, nefes alamıyordu.. hissettiği vicdan azabının ağırlığıyla başını öne eğdi..
Hilda Hanım da son söylediklerinin Lale’nin üstünde bıraktığı etkinin farkındaydı.. ve aynı şeyleri evirip çevirip tekrar söyleyerek biraz daha Lale’nin üstüne gitmekte kararlıydı..
Hilda: Bu iş bir an önce bitecek Lale.. daha fazla zaman kaybetmeden, yediğin bu haltlar babanın kulağına gitmeden, Lemi bunları duyup kalp krizi geçirmeden ayrılacaksın o serseriden!!
Lale başını kaldırmadan titreyen kirpiklerinin altından anneannesine baktı ürkek gözlerle..
Hilda: Bak bugün benim başıma gelenlere.. hepsi senin iradesizliğin yüzünden.. O çocuğa karşı koyamaman yüzünden.. dünya başıma yıkıldı sandım.. bütün vücudum uyuştu.. aynı şey babana da mı olsun istiyorsun!?
Lale: Hayır Teta bak…
diye atıldı ama anneannesi konuşmasına izin vermedi..
Hilda: Bunlar babanın kulağına giderse neler olacağını biliyorsun değil mi Lale? Adamcağız Mersin’de sana iş kurduğu için gururlanırken burada aylardır o serserinin yatağını ısıttığını öğrenince neler olacağını çok iyi biliyorsun!
Lale kulaklarına inanamayarak başını kaldırıp anneannesinin sinirden kıpkırmızı kesilmiş suratına baktı..
Lale: Anneanne ne demek “yatak ısıtmak” ya..!?
derken ağlamamak için dişlerini sıkıyordu..
Hilda: Ne demekse o demek işte! Bunca zamandır yaptığına başka ne denir ki?
diye bağırdıktan sonra parmağını Lale’ye doğru salladı..
Hilda: Bak bir kez daha söylüyorum Lale, bu iş daha fazla uzamadan bitecek! Suzan’ın dediğine göre o da buradaymış öyle mi?
Lale: Evet..
diye atıldı..
Lale: Ambulansı o çağırdı.. Suzan Teyze beni ambulansa almayınca beni buraya o getirdi.. Sana geçmiş olsun demek için odaya gelmek istedi.. hiç sandığın gibi biri değil o anneanne. Biraz tanımaya çalışsan eminim sen de….
Hilda Hanım haşin bir sesle böldü cümlesini..
Hilda: Onu tanımak falan istemiyorum ben!
diye öfkeyle haykırdı..
Hilda: Hemen şimdi dışarı çıkıp bu işi bitiriyorsun Lale! O çocuktan derhal ayrılıyorsun!!
Lale: Hayır!
diye bağırdı..
Hilda: Evet!
diye daha da yüksek bir sesle bağırdı..
Hilda: Ya o çocuktan ayrılırsın… ya da bu iş ortaya döküldükten sonra bir daha ailenden kimsenin yüzünü göremezsin!

Lale en büyük korkusu gelip karşına dikilmiş gibi bakakaldı anneannesine.. duyduklarına inanamıyordu.. eninde sonunda işin buraya geleceğinden korkmuştu hep.. bu yüzden ertelemişti babasıyla konuşmayı.. bu yüzden Batu’yu kırma pahasına kaçmıştı her şeyi ailesine açıklamaktan.. ama şimdi anneannesi karşısında durmuş, bir tercih yapmasını bekliyordu ondan.. güçlükle yutkundu.. son bir manevra denemeye karar verdi..
Lale: Anneanne gel ne olur eve gidelim, biraz dinlen.. sonra konuşuruz bunları..
Hilda: O çocukla yatıp kalktığın eve bir daha asla adımımı atmam ben!!
derken köpürüyordu Hilda Hanım..
Hilda: Hemen şimdi ayrılacaksın ondan Lale!
Lale: Ayrılamam..
dedi ağlayarak..
Hilda: Ayrılacaksın!
Umutsuzca başını iki yana salladı Lale..
Lale: Hayır ayrılmayacağım.. ayrılamam.. yapamam diyorum anlamıyor musun..!
diye hıçkırdı..
Hilda Hanım gözlerinde derin bir hayal kırıklığıyla torununu baştan aşağıya süzdü..
Hilda: Son sözün bu mu?
Lale: Hayır son sözüm bu değil!! Ben tercih yapmak istemiyorum ki! neden hem aşık olduğum adamla birlikte olup hem de ailemle olamıyorum anneanne? Neden?! Neden tercih yapmak zorundayım!?
Hilda: Yaptıkların babanın kulağına gittiğinde bunları ona da söylersin artık..
dedi alay ederek..
Hilda: Ama şunu da bil Lale.. benim sözümü çiğnersen… bütün bu anlattıklarıma rağmen o çocukla evlenmek için diretirsen… bunu asla kabul edemeyeceğimi bile bile onunla olmaya devam edersen… o çocuk için dinine ailene sırtını dönersen… seni asla affetmem!
dedikten sonra yattığı yerde yan tarafa dönerek Lale’ye sırtını çevirdi..
Lale: Teta..
dedi Lale boğuk bir hıçkırıkla..
Hilda: Git Lale.. git ve dediklerimi iyice düşün.. o çocuktan ayrılmadan da gelme yanıma!
Lale: Teta ne olur gel eve gidelim…
diye yalvaracak oldu..
Hilda: Ben o eve bir daha gitmem!!
dedi hışımla..
Hilda: Hadi git artık.. bu işi bitirmeden de bir daha yanıma gelme.. gelsen bile zaten yüzüne bakmam…

Lale boğazına dizilen hıçkırıklarını zapt etmek için elini ağzına kapadı.. Yatağın diğer tarafına dönmüş kıpırdamadan yatan nneannesinin sırtına baktı uzun uzun.. sonra sessiz adımlarla kapıya doğru yürüdü, çıktı odadan..
Kapıyı açtığında karşısında kapı dibinde bekleyen Suzan Hanım’ı buldu.. Suzan Hanım yine nefret dolu bir bakış attıktan sonra geçip odaya girdi ve kapıyı sertçe Lale’nin yüzüne kapadı..
Lale kısa bir an için boş gözlerle yüzüne kapanan kapıya baktı.. sonra gözleri hemen orada kollarını kavuşturarak duvara yaslanmış bekleyen Batu’nun simsiyah kesilmiş gözlerini buldu.. hiçbir şey söylemeden birbirlerine baktılar..
Batu’nun kalbi resmen kulaklarında atıyordu o dakikalarda.. Kapının hemen önünde beklediği için Lale’yle Hilda Hanım’ın bağıra çağıra yaptıklarını konuşmaları kelimesi kelimesine duymuştu.. Lale’nin kendisi hakkında söyledikleri onu duygulandırsa da Hilda Hanım’ın ültimatomu karşısında eli kolu bağlı kalakalmıştı.. Lale o odadan çıkınca anneannesinin sözünü dinleyerek “ayrılalım Batu..” diyecek diye ödü kopuyordu.. ve Lale sonunda o odadan çıktığında Batu’nun yüreği ağzında atıyordu artık.. bu kadar çaresiz, bu kadar gurursuz olduğu için kızıyordu kendine ama başka ne yapabilirdi onu da bilmiyordu ki! Ne düşünmesi gerektiğini bilmeden, içinden geçenleri belli etmemek için büyük çaba sarf ederek Lale’nin gözlerinin içine baktı..
Lale gözlerini Batu’nun gözlerinden bir an bile çekmeden birkaç adımda yanına gelip elini tuttu.. saatlerdir ağlamaktan, deli deli bağırmaktan kısılmış sesiyle
Lale: Hadi gidelim buradan..
dedi..

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa